Yeni tasarım ve içeriğiyle okurlarıyla buluşan Türkiye’nin en köklü inşaat dergisi olan İnşaat Dünyası dergisi, Türkiye’nin lokomotif sektörü olan inşaat ve yapı sektörünün uluslararası gelişimini ana misyonu olarak görür ve yıllardır ödün vermediği yayıncılık çizgisini sürekli geliştirerek bu misyonu gerçekleştirmeyi hedefler.

“Çimento artık global bir oyundur”

Türkiye Çimento Müstahsilleri Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Adnan İğnebekçili, 1911 yılında üretim kapasitesi sadece 20 bin ton olan çimento sektörünün 100’üncü yılında 66 milyon tonun üzerine çıkarak üretim ve ihracatta Avrupa liderliğine, dünyada ise üretimde Çin, Hindistan ve ABD’den sonra 4’üncü, ihracatta da 3’üncü sıraya yerleşmesinin gurur verici bir nokta olduğunu ifade ediyor.

Türkiye’nin ilk sanayi dalı çimento sektörü 100. yılını kutluyor. Sizden bu gelişim süreci hakkında bir değerlendirme alabilir miyiz?

Adnan İğnebekçili: Türk çimento sektörü, 100’üncü yılında üretim ve ihracatta Avrupa liderliğine, dünyada üretimde Çin, Hindistan ve A.BD’den sonra 4’üncü, ihracatta ise 3’üncü sıraya yerleşti. 2010 yılında Türk çimento sektörü, yaklaşık 4,5 milyar dolar cirosu, 1 milyar dolar tutarındaki ihracatı ve doğrudan 15 bin kişiye yarattığı istihdam ile Türkiye ekonomisi içinde önemli yere sahip bir sanayi dalı haline geldi. Önümüzdeki 10 yılın sonunda sektörümüzün yüzde 60’lar seviyesinde büyüyeceğini tahmin ediyoruz. Bu nedenle iç pazarla yetinmiyor, yaklaşık 90 ülkeye ihracat gerçekleştirmemize rağmen, yeni pazarlar geliştirmeyi önceliğimiz olarak görüyoruz. 90 ülkeye ihracat yapılan bir sektörden bahsediyoruz. Türkiye’de nerede var böyle bir başka sektör. Malumu bir kez daha ifade etmek isterim. Bugün çimento sektörünün geldiği anlayış yapısı, Türkiye’de mübaalasız tüm sektörlerin ötesinde. Geleceğe hazırlanmak açısından sağlamız. Vizyonumuzu açık ve net ortaya koyuyoruz. Biz Türkiye’nin de ötesinde düşünüyoruz. Çünkü kendimizi geleceğe hazırlıyoruz. Yeni yüzyıla rekabette bizi ayrıştıracak çok güçlü giriyoruz. Bugün Türkiye’nin altyapı sorunlarının çözümünde yerli kaynakları kullanan çözüm ortağıyız. Kurumsallaşmış, kayıt içi, şeffaf ve sorumluluklarımızın bilincinde bir sektörüz. Eğitimli işgücüne sahibiz ve iş güvenliğine maksimum ölçüde önem veren bir yönetim anlayışı ile hareket ediyoruz. Ürün kalitesi, çevre ve iş güvenliği konularında Avrupa standartları doğrultusunda çalışarak, çevre güvenliğini önceliği olarak gören bir otokontrol sistemine sahibiz. Tüm bunların ışığında Türkiye’de üretilen çimento, kalite bazında global pazarda rekabetçi konumda. Güney Asya ülkelerine kıyasla ihraç pazarlarına yakın ve ihracı gerçekleştirilen ürünlerimiz CE standardı taşıyor.

Çimento ihracatından bahsedecek olursak?

İhracatla ilgili rakamlara gelirsek bu sene, ihracatımız henüz yıl sonu rakamları net olarak belli değil ama çimento ihracatında geçen seneki rakamlara ulaştık. Geçen sene 16.5 milyon ton çimento ihracatı gerçekleştirdik, ayrıca geçen sene 4 milyon ton civarında da krinker ihracatımız var. Bu sene krinker ihracatımızın bu seviyelere çıkması mümkün değil, yüzde 30’luk bir düşme söz konusu.

Yurt dışında öne çıkan pazarlar hangileri?

Bizim en büyük geleneksel pazarımız güney komşularımız Irak ve Suriye. Bu sene de tahmin ediyorum Irak’a ihracatamız yaklaşık 4 milyon ton civarında. Suriye’de 2,4 milyon ton olması bekleniyor. Libya ise yeni bir pazar olarak bu sene çıktı. Daha önce İspanya’ya İtalya’ya çimento ihracatımız vardı. Bu coğrafyada ciddi azalmalar oldu. Çünkü o ülkelerde çimento talebinde ciddi daralma yaşandı. Türkiye için şu an durgun olan pazar, Rusya pazarı. 2006’dan itibaren bu ülke çok önemli bir pazardı. Rusya’ya ihracatımız 3 milyon ton civarındaydı. Bu seneki rakamımız 400 bin ton civarında. Onda birine düştük. Ama bunun geçici bir durum olduğunu biliyoruz. Rusya’da ekonomide sağlanacak düzenlemelere paralel olarak çimento ihracatımızın artacağını düşünüyoruz.

Bu sene iç piyasada biraz daha mı ihtiyatlı büyüyeceksiniz?

Bu sene iç piyasada henüz kesin rakamlar yok. Çünkü bize üye olmayan üreticilerin rakamları gelmedi. Ama tahmin ediyorum. Bu sene 50 milyon tonu yakaladık. Çok büyük bir rakam. Bundan 15 sene öncesi 20 milyon tonlardaydık. Kişi başına çimento üretimini de 700 kilogramlara çıkarttık. Önümüzde haziran ayında seçim var. Bu dönemde alt yapı yatırımları ve konut yatırımlarında bir canlılık olacaktır ve etkisiyle yıl sonu da devam edecektir. Ekonomide güven ortamı endeksi son derece iyi vaziyette. Yatırımcılar tekrar yakın geleceğe ait güvenleri tam olduğu için yatırımlarını sürdürüyorlar. Bu bakımdan 2010 yılında yüzde 15 civarında bir büyüme gerçekleştireceğimizi zannediyorum. 2011 yılını da yüzde 8 civarında bir büyüme ile kapatacağımızı düşünüyorum.

TÇMB’nin ikinci yüzyılda odaklanacağı en önemli konu çevre olacak. Bu konuda neler yapmayı planlıyorsunuz?

Çimento sektörünün bugün, en başta baca gazı emisyonları olmak üzere, atık su deşarjları, toprak kirliliğinin önlenmesi ile atıkların azaltılması ve bertarafı gibi çevresel bileşenlere dair tüm ulusal kanun ve yönetmeliklere uygun olarak üretim yapıyor. Sektörün tüm çevresel ölçümleri bağımsız akredite laboratuarlar tarafından gerçekleştiriliyor. Toz emisyonlarının baca gazı toz tutma sistemleri ile önlüyor. Sürdürülebilir kalkınma, 100’üncü yılında Türk çimento sektörünün temel politikası olacak. İkinci yüzyılımızda çevreye saygı ve kalkınmada etkin rol oynamaya devam ederken, estetiğe önem veren ürünlerimizle ön planda olacak ve yaşam kalitesini yükseltmeyi öncelikli hedefimiz olarak göreceğiz.

Çimento sektörü daha iyi olmak için neye ihtiyaç duyuyor?

Öncelikle AB’ye uyum için mali kaynak ve zamana ihtiyaç var. Kamu kurumlarının çalışmasına göre endüstriden kaynaklı kirlilik önleme direktifine uyum için 12,6 milyar euro yatırım gerekeceği öngörülüyor. Bunun için de çimento sektörünün en az 2 milyar euro pay alması gerekebilir. Kyoto sonrası yapılan 2012 yılı ve ilerisi döneme dair müzakerelerde, ülkemizin kalkınma önceliği ilk hareket noktası olmalı. Sera gazı azaltımında, özellikle enerji ve ulaşım olmak üzere tüm sektörlere eşit görevler ve sınırlamalar verilmeli, sadece belirli sektörlere uygulanacak haksız ve ağır yaptırımlar engellenmeli. Benzer şekilde, yıllardır asfalt yollara alternatif olarak dile getirdiğimiz, “beton yollar“ yapımının yaygınlaştırılması da ülke kaynaklarının verimli kullanılması açısından son derece önemli. Beton yolların ilk yatırım maliyetinin asfalt yoldan daha pahalı olmadığını biliyoruz. “Uzun Ömür Maliyeti” olarak baktığımızda ise, beton yol asfalt yoldan tartışmasız daha ekonomik. Ayrıca, sürüş emniyeti, gece görüş kolaylığı ve nihayet “çevre dostu çözüm” olarak da beton yollar, birçok gelişmiş ülkede asfalt yollara tercih edilmekte ve yaygın kullanım ortamı bulunuyor. Üretimde enerji maliyetlerinin düşürülmesi ve çevre sorunlarının azaltılması için tüm gelişmiş ülke çimento sanayilerinde yaygın kullanımı olan atık yakıtların ülkemizdeki kullanımı maalesef son derece sınırlı. Atıkların toplanması, tasnifi ve kullanımı konusunda yasal mevzuat mevcut olmasına rağmen, uygulamada atık üreticilerinin sorumluluklarının henüz yeterli açıklıkta belirlenmemiş olması ve denetim yetersizlikleri nedeniyle, atık yakıt temin ve kullanımında ülke olarak henüz istenilen düzeye ulaşamadık. Bu nedenle, mevcut eksiklikleri bir an önce tamamlayarak, AB ülkelerinde çimento üretiminde yaygın olarak kullanılan atık yağlar ve eski araç lastikleri başta olmak üzere diğer sanayi ve kentsel atıkların, çimento sanayinde atık yakıt olarak kullanımı mutlaka sağlanmalı.

İnşaat sektöründe yaşanan canlanmayı fırsat bilen çimento üreticilerinin zam yapma yoluna gittiği yönünde eleştiriler var?

Çimento enerji yoğun bir sektör. Büyük ölçüde ısı enerjisi ve elektrik enerjisi kullanıyoruz. Enerji maliyetleri sektörümüzün maliyet enflasyonu konusunda çok önemli bir kriter. 2010 yılında bizim ithal ettiğimiz kömürün maliyeti 89 dolardan bugün 125 dolara çıktı. Yani yüzde 40 arttı. Yine önemli bir yakıt olan petrokokun fiyatı da 94 dolardan 150 dolara çıktı. Yüzde 60 civarında bir artış var. Motorin taşıma yapıyoruz. Hem ham maddeyi hem çimentoyu taşıyoruz. Ondaki artış da yüzde 13 civarında. Peki çimentodaki artış ne? TÜİK rakamlarına göre; geçen senenin aralık ayıyla bu senenin aralık ayı artış arasındaki artış sadece yüzde 9,6. Gerçekçi olmamız lazım. Burada çimento sektörüne söylenecek hiçbir söz olamaz. Doğrudur bir enflasyon rakamı var, ama bu rakam ülke geneli için konmuş bir rakam. Her sektörün her üreticinin enflasyonu aynı. Fiyat ve maliyet konusunda işin detayını bilmeden kritiğe girildiği an büyük bir haksızlık yapılmış olur. Bir malın talebi artıysa muhakkak fiyatı da artacaktır. Onun dışında maliyet enflasyonu da var. çimento maliyeti yüzde 25’lere yakın artış kaydetti. Bunun mali neticelere nasıl yansıdığını, faaliyetlerde büyüme olmasına rağmen mali neticelere yansımasının son derece az olduğu, bir kaç istisna haricinde birçok fabrikanın karlılık oranlarının 2009 yılına göre düşmüş olduğunu göreceksiniz. Çimentocular inşaat sektörünün canlandığını gördü ve zam yapma yoluna gitti demek işin kolaycılığı. Şu anda konut inşaatında ciddi bir patlama var, bu patlama satışlara ne şekilde yansıyor o konuyu çok yakın bilmiyorum. Eğer hesabınızı doğru yapmamış, bugünkü maliyetlerin hep böyle devam edeceğini düşünürseniz sonuç hüsran olur. Maalesef inşaat kuruluşlarımız da bu hatayı yapıyorlar, ondan sonra dönüyorlar ilk suçladıkları çimento, beton oluyor. Defalarca söyledik çimentonun bina konut maliyetindeki payı sadece yüzde 4. Yüzde 96’sı başka şey. Bunu biz söylemiyoruz. Üniversiteler, bağımsız kurumlar söylüyor. Yaşadığımız maliyet enflasyonunu fiyatlara yansıtmama konusunda çimento sektörü büyük gayret sarf ediyor. Çimento sektörüne bu konuda eleştiri getirmek bir yana ancak teşekkür edilmesi lazım.

Gündemde sıcak bir gelişme yaşandı. Rekabet Kurulu 6 çimento fabrikası için haksız rekabet nedeniyle inceleme başlattı. ?

Rekabet Kurulu ile ilgili bir şey söylemek istemem. Çünkü bu bir soruşturma. Ama bu bahsedilen bölgede ilk defa böyle bir soruşturma oluyor. Detayını bilmediğim için hiçbir şey söylemek durumunda değilim.

Son dönemlerde yabancı oyuncular çimento sektöründen çekildi. Önümüzdeki günlerde bu yabancı oyuncuların sektöre dahil olması konusunda bir gelişme bekliyor musunuz?

Geçtiğimiz sene önemli bir yabancı, dünyanın en büyük oyuncusu olan Laferge, Türkiye’den ayrıldı. Bunu yenileri izler mi izleyebilir. Ama bunun nedeni Türkiye’den ziyade bu kuruluşlarla ilgili. Özellikle belirtmek isterim: 2003 yılından itibaren dünyada büyük çimento üreticileri çok ciddi yatırımlara girdiler, büyük şirket alımları, birleşmeler oldu. Ve uygun finansman ortamı içerisinde bunların mali yapılarında da çok kuvvetli bir borçlanma ortaya çıktı. Bu nedenle de toparlama için bazı bölgelerden, bazı operasyonlarından vazgeçme durumunda kaldılar.

Bu süreç devam eder mi?

Zannediyorum 2008’in bu ilk şoku, 2009’un başındaki şok, büyük çimento kuruluşları için artık geçerli değil. Büyük ölçüde durumlarını toparlamış vaziyetteler. Bunun belirli bir süre sonra tekrar yatırıma dönüşeceği yönünde düşüncem devam ediyor. Çünkü çimento artık global bir oyundur. Bütün dünyada çimento büyük sermaye gruplarının yürüttüğü bir konu. Bu büyümenin de önümüzdeki yıllarda devamını düşünmek gerekir. Yabancı sermayenin Türkiye’deki payı yüzde 35 seviyelerindeydi. Son durumda bunun yüzde 30’ların altında olmadığını zannediyorum. Bir de şunu unutmamak lazım. Türkiye’deki çimentocular da çok güçlü yapıda. Dünya oyuncusu halindeler. Tüm dünyada fırsatlar kollanıyor. Türkiye’deki büyüme Türk oyuncularla oluyor.