Yeni tasarım ve içeriğiyle okurlarıyla buluşan Türkiye’nin en köklü inşaat dergisi olan İnşaat Dünyası dergisi, Türkiye’nin lokomotif sektörü olan inşaat ve yapı sektörünün uluslararası gelişimini ana misyonu olarak görür ve yıllardır ödün vermediği yayıncılık çizgisini sürekli geliştirerek bu misyonu gerçekleştirmeyi hedefler.

13. yüzyılda Galata’da inşa edilen bir yapı: Arap Camii

Bu ay, Galata’nın eski yapılarından birine, Arap Cami’ne konuk olacağız. İstanbul’un fethinden hemen sonra kiliseden camiye çevrilmiş olan Arap Cami bir süredir restorasyonda. İstanbul 2010 AKB Ajansı ve Vakıflar İstanbul Bölge Müdürlüğü’nün ortak sürdürdüğü restorasyon hızla devam etmekte. Mayıs 2010’da başlayan restorasyonun Haziran 2011’de bitirilmesi planlanmakta…

Beyoğlu, Galata’da bulunan Arap Cami’nin tarihi hakkında, tarihçiler arasında görüş ayrılıkları bulunmakta. Birinci iddia, Arap Cami’nin 716-717’de İstanbul’u kuşatan Arap kuvvetleri tarafından inşa edilmiş olduğu ve adını Arap Cami koymuş oldukları iddiasıdır. Arapların 7 yıl kadar bu bölgede kaldığı ve ibadetlerini bu camide yapmış oldukları iddiasını ileri sürenlerin yanı sıra Arap Cami’nin yerinde evvelce “Aya Eirene” adında bir Bizans kilisesi olduğu iddiası da ortaya atılmıştır. Ancak bu iddialar belgelerle desteklenmediğinden söylenceden öteye gidememektedir.

1475 yılında Fatih Sultan Mehmet’in, kiliseden camiye çevirdiği yapılardan biri olan Arap Cami, 13 yüzyılda inşa edilmiş bir Latin kilisesidir. O tarihlerde Cenova idaresi altında olan Galata’da inşa edilen kilise San Paolo adını taşır. 1233 yılına doğru Dominiken tarikatı tarafından kilisenin yanına bir manastır inşa edilir. 14. yüzyılda onarım için Papa XII. Gregorius’un destek olduğu kilise, mezhebin kurucusu “San Domenico”nun da adının eklenmesiyle “San Paolo ve San Domenico” adını alır.

Yapının neden “Arap Camii” adını taşıdığına gelince… Bu sorunun yanıtını, Prof. Dr. Semavi Eyice’nin İstanbul Ansiklopedisi için kaleme aldığı “Arap Camii” başlıklı yazısından aktaralım: “İstanbul’un 1453’te fethinin arkasından alınan yerlerde, en büyük kilisenin camiye çevrilmesi geleneği uygulanmış, Cenovalılar ile Fatih Sultan Mehmet arasında bir dostluk anlaşması olmasına rağmen, Türk kaynaklarında Mesa Domeniko şeklinde adlandırılan kilise 1475’e doğru Galata Camii adıyla camiye çevrilmiştir. Eski kilise, doğrudan doğruya Fatih vakıflarından biri olarak cami yapılmıştır. 1492’de İspanya’dan göçe zorlanan Endülüs Araplarının, bu cami çevresine yerleşmesi ile de burası Arap Camii olarak adlandırılmıştır. Bu hususta sonraları yaratılmış başka efsaneler de olmakla beraber en doğru yaklaşım budur.” [1]

Arap Camii, 1731 Galata yangınından sonra I. Mahmud’un annesi Saliha Sultan tarafından 1734’te yeniden restore ettirilir. 1807 yılında yangın geçiren cami, 1868’de II. Mahmud’un kızı Âdile Sultan ve kocası Mehmed Ali Paşa’nın üstlendiği kapsamlı bir onarım ile yenilenir. Caminin avlusundaki şadırvan o onarımda inşa edilir.

1913 yılında gerçekleşen restorasyon çalışmaları sırasında Latin mezarları ve freskolar bulunur. Prof. Dr. Semavi Eyice’den okumaya devam edelim: “Balkan Harbi’nden az önce caminin tekrar tamirine girişilerek, bütün çatısı açılmış ve 1913’te yapılan bu çalışmalarda binada değişiklikler yapılmıştır. Bu sırada ahşap döşemenin altından çok sayıda kitabeli ve armalı mezar taşları meydana çıktığından, bunlar Arkeoloji Müzesi’ne taşınmıştır. Ayrıca binanın doğu kısmında Bizans üslubunda bazı fresko resimlere de rastlanmış, çok sayıda Bizans korkuluk levhaları bulunmuştur. Giritli Hasan Bey adında bir kişinin kontrolünde yapılan bu tamirde, avlu tarafındaki cephe ileriye alınmış, Arap mimari üslubunu taklit eden yeni bir son cemaat yeri ilave edilmiş, mahfiller, ahşap direkler üzerine yeniden inşa edilmiştir.”

Şimdi minare olan dörtgen çan kulesi, kulenin altındaki geçitte bulunan gotik kemer, örtülmüş olan pencerelerdeki izler caminin geçmişini gözler önüne sermekte. Gotik mimari elemanlarının kullanıldığı dikdörtgen planlı ve ahşap çatılı yapı umarız restorasyon sonrasında hak ettiği ilgiye kavuşur…

[1] Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, Cilt 1, Tarih Vakfı Yayınları, 1993.

Bir İlan

Mehmet Reşat Ayna Fabrikası

Yıl 1935… Babı-Âli, Ebussuut Caddesi, numara 55’te bulunan, “İzmir ve Paris sergilerinde altın madalya ve birincilik kazanan” bir atölyenin, Mehmet Reşat Türk Ayna Fabrikası’nın Şehir Tiyatrosu’na kestiği 2 lira 75 kuruşluk cam faturası…

Bir ev

İdeal Bir Villâ

Yıl 1938… Yedigün dergisinin “Ev” köşesinde “İdeal Bir Villâ: Spor ve İstirahat Köşesi” başlığı ile yayınlanan yazı şöyle: “Burada resmini gördüğünüz şık ve sevimli bina, denizden uzak düz ve sulak bir koru içine kurulabilecek ideal bir villâdır, Bütün bir sene şehirde yorulan vücutlarını ve dimağlarını dinlendirmek için bir sayfiye düşünenler bu spor ve istirahat evini unutmasınlar.

Önündeki teras bilhassa akşam vakitleri ve yemek zamanları istifade edilecek şekilde hazırlanmıştır. Pencereleri geniştir. Bir salon, bir yatak odası, bir banyo dairesi, alt katta ise bir hol, bir yemek salonu, bir de bilardo salonu vardır.” [1]

[1] Yedigün dergisi, 17 Mayıs 1938, Sayı: 271.