Yeni tasarım ve içeriğiyle okurlarıyla buluşan Türkiye’nin en köklü inşaat dergisi olan İnşaat Dünyası dergisi, Türkiye’nin lokomotif sektörü olan inşaat ve yapı sektörünün uluslararası gelişimini ana misyonu olarak görür ve yıllardır ödün vermediği yayıncılık çizgisini sürekli geliştirerek bu misyonu gerçekleştirmeyi hedefler.

“İnşaat sektörü aks değişikliğine doğru gidiyor”

2009 yılına ait rakamlar inşaat sektöründe yaklaşık yüzde 20´lik bir daralmayı gösteriyor. 2010´da bizi neler bekliyor? İnşaat sektörü, hamlelerini ve yaklaşımlarını nasıl belirlemeli sizce?

Kerem Alkin: Bizim gibi gelişmekte olan ekonomiler açısından bir talihsizlik olarak nitelendirmek gerekirse Batılı ekonomilerde iktisatçılar birbirleriyle kara bir tablo çizmek adına adeta yarışa girmiş durumdalar. Geçmişte bunu Türkiye ekonomisinde görürdük. Bu çerçevede Türkiye toparlanmakta birazcık da bu açıdan şanssızlık yaşıyor. Çünkü dünyanın gelişmiş ve dünya ekonomisini uzun zamandan beri sırtlamış olan ülkelerdeki ortam nedeniyle şöyle bir sıkıntı çekiyoruz; bu ülkelerde küresel krizle ilgili duruş ve tartışmalar öyle enteresan boyutlarda hareket ediyor ki insanlar özellikle işsizlikle ilgili ya da üretimle ilgili rakamlarda sağlam bir düzelme ortaya çıkmadan morallerini düzeltemeyecekleri izlenimini veriyorlar. Bu da tabiî Türkiye gibi önde gelen ekonomilerle ciddi ilişkileri olan dolayısıyla son dönemde önemli bir küreselleşme başarısı göstermiş olan ülkeler için maalesef aleyhte sonuçları beraberinde getirdi. Mesela Suriye ve benzeri ülkelerin, Kuzey Afrika´daki bazı ülkelerin Türkiye ile mukayese edilemeyecek kadar geride oldukları dikkate alındığında yeterince küreselleşmemiş olan ülkeler ilk defa küreselleşmemekten müspet yönde etkilendiler. Buna karşılık Türkiye gibi yeterince küreselleşmiş ülkeler ise çok ilginç bir şekilde bu süreçten daha olumsuz yönde etkilendiler. Bu nedenle Türkiye´deki insanlar da yapılan haberlerden, küresel krizle ilgili değerlendirmelerden ellerinde olmayan nedenlerle etkileniyorlar. Yani dünyanın tanınmış iktisatçıları çıkıp da birbirleriyle kara bir tablo ortaya koymak noktasında yarışa girdiklerinde dünyadaki bütün yatırımcılar, bütün tüketiciler ne olursa olsun, istediğimiz kadar böyle olmayacağını ifade edelim, böyle olmaması gerektiğini söyleyelim çok doğal olarak etkileniyorlar.

Burada biraz da iktisatçılara görev düşmüyor mu?

KA Piyasalar bu yorumları ne kadar kâile alıyorlar o da ayrı bir tartışma konusu. İMSAD´ın danışmanı olduğumdan bu yana hep vurguladığım, inşaat sektöründeki firmalara ve onların temsilcilerine söylediğim şu; Türkiye´de şu anda piyasalar yüzde 65 oranında küresel gelişmelere, yüzde 35 oranında yurt içi gelişmelere endeksli veya o hassasiyet içerisinde. O nedenle ülkemizde şu anda söz konusu olan, artık kamuoyuna yeterince mal olmuş olan dava meseleleri, siyasi gerginlikler iç piyasayı yüzde 35 oranında etkiliyor. Yani ne demek bu? Kur 1,52´den 1,56´ya kadar geliyor. Sonra zaten tekrar kurun 1,54´ün altına indiğini görüyoruz. İMKB 53.000´e kadar toparlanmışsa, 49.000´e kadar geriliyor. Ama sonra tekrar 51.000´e geldiğini görüyoruz. Dolayısıyla yurt içi olaylar uzunca bir dönem yüzde 35 oranında etkilemeye devam edecek. Ancak Türkiye bir şekilde küresel dünyanın bir parçası olmaktan uzaklaşırsa, ki o da çok ihtimal dahilinde değil çünkü halihazırda G20´nin bir üyesiyiz, dünyaya yön vermesi istenen 20 ülkenin içinde yer aldığı bir grubun önemli bir parçasıyız. Bundan sonra bizim küresel ekonomide siyasi ve ekonomik konjonktürü belirleyen ülkeler arasında olmak gibi bir vazifemiz ve pozisyonumuz var. Bu da Türkiye´nin artık bundan sonra yurt içi meselelerine çok fazla takılıp kalmasına imkan verecek bir duruma izin vermiyor. Bu temel gerçeklerden hareketle iş dünyasının da sürece bu şekilde bakması lazım. Finansal piyasalar da bu süreci iyi okuduklarından dolayı zaman zaman Türk medyasında bazı iktisatçıların ya da bazı siyaset bilimi uzmanlarının birazcık da ölçüsüz dile getirdikleri gerginlik tanımlarına çok fazla katılmıyorum. Katılsalar ne kur ne de İMKB ve faizler burada olur. Mesela, tüm dünyada şu anda öncelikli mesele enflasyon tedirginliği. Enflasyon tedirginliği Türkiye´de de kendini gösterdi. 9 civarında çıkması beklenen enflasyon rakamı 10´un üzerinde çıktı. Dolaysıyla bu yönüyle bakıldığı zaman şu anda dünyanın ağırlıklı gündemi bu konulara odaklanıyor. O nedenle gözler daha çok Merkez Bankalarında… Bir hata veya talihsizlik sonucu küresel ekonominin bir parçası olmaktan çıkarsak o zaman roller değişir. İç meseleler Türkiye´yi yüzde 80 oranında etkilemeye başlar, biz dünyadan koptuktan sonra dış meseleler yüzde 20 etkilemeye başlar. İşte o zaman felaketi yaşarız. Yani 1990´lar Türkiye´sini yaşamaya başlarız. Şu anda gündemde olan siyasi gerginlikler Türkiye´deki finansal piyasaları ve ekonomideki mevcut ortamı çok daha olumsuz yönde etkiler. Fakat Türk insanı yaşadığı yerel krizlerden ve belki de bu son küresel krizden sürekli ders çıkaran çok dinamik bir toplum. Her sektördeki yatırımcılar, her sektördeki iş adamları şunu söylüyorlar; “Biz işimize bakacağız. Bizim işimiz komşu ülkelere daha fazla mal satmak, bizim işimiz Türk inşaat sektörünün geleceğe yönelik hedeflerini gerçekleştirmek.” İMSAD Başkanı Orhan Turan, üç tane 100 milyar dolardan bahsediyor. Yüz milyar dolarlık müteahhitlik hizmeti geliri, yüz milyar dolarlık ihracat ve yüz milyar dolarlık da iç piyasa. 2023´ün Türkiye´sini, cumhuriyetin 100. yılını kullanırken bugünden Türkiye´ye baktığımız zaman bunlar gerçekleşmesi çok yüksek olan hedefler.

2010 yılı ve sonrası için inşaat sektörüne dönük sizin beklentilerinizden bahseder misiniz? Özellikle 2012 ve 2015 arası gayrimenkul sektöründe birtakım çalışmaların pik yapacağı söyleniyor. 2015´ten sonra gayrimenkulde arzın düşeceği iddia ediliyor…

KA Şimdi İMSAD çatısı altında ilk defa farklı bir yorum yapacağım. Ve dolayısıyla da bunu da İnşaat Dünyası aracılığıyla dile getireceğiz. Şunu görüyorum: 1990´ların sonlarına kadar Türkiye´de lokomotif olan alan konut endüstrisiydi, hiç şüphesiz. Konut endüstrisini de ticari gayrimenkul takip ederdi. Fakat açık ve net söyleyeyim, bundan sonra 2010´dan 2020´ye kadarki 10 yıllık dönemin Türkiye´de ticari gayrimenkul tarafının lokomotif olacağı, konut sektörünün de konut endüstrisinin de onu takip edeceği yeni bir dönem olarak görüyorum. Bunu bizim inşaat malzemecilerimizin de böyle okuması lazım. Bunun anlamı şu; önümüzdeki dönemde Türkiye´de İstanbul´dan Kayseri´ye, Adana´dan Batman´a, Diyarbakır´dan Van´a, Erzurum´dan Edirne´ye şunu göreceğiz; ticari gayrimenkul yatırımları -bunlar ticari plazalardır, alışveriş merkezleridir, silikon vadileridir, organize sanayi bölgeleridir- daha hızlı ilerleme gösterecekler. Bu tür ticari gayrimenkul projeleri ilerledikçe, projelerde görev alacak olan insanlar için bunların etrafında yeni konut alanları oluşmaya başlayacak. Dolayısıyla şimdi burada bir aks değişikliğine doğru gidiyor Türkiye´deki inşaat sektörü. Daha önce konut öndeydi ve ticari gayrimenkul konutun olduğu alana gidiyordu. Alışveriş merkezi orada inşa ediliyordu. Bundan sonra ticari gayrimenkuller başat olacak. Onlar bayrak yarışında bayrağı ele alacaklar. Onlar ilerlerken de konutlar arkadan gelecek. Bunun sonucunda da konut sektöründeki ortalama büyümenin yüzde 5, buna karşılık ticari gayrimenkul ve alt yapıdaki büyümenin ise yüzde 10´un biraz daha üzerinde olduğu bir süreç göreceğiz. Ticari gayrimenkul ortalama yüzde 10 büyümeyle ilerlerken 2 yıllık gecikmeyle konut endüstrisi tarafında da bunun tekrar yüzde 10´a çıktığını göreceğiz. Ancak o esnada bu geçiş yaşanırken bir zaman aralığı olacak. O zaman aralığının sonucunda da konut sektöründeki üretim artışının katlanacağına inanıyorum. Bunu da şunun için yaşayacağız, dünyadaki küresel kriz sürecinde sadece ülkemize değil dünyadaki önemli medya kuruluşlarının bu küresel krizi topluma anlatırken ortaya koydukları duruştan kaynaklanan nedenlerle biz büyük bir problem yaşadık. Söz konusu hane halklarına bu küresel kriz en ürkütücü boyutlarıyla aktarıldı. Diyelim ki Türkiye´de ve dünyada gayrimenkul yatırımı yapabilecek insanlar var. Onların mali durumu belki bu küresel krize rağmen çok sarsılmadı fakat çok üst düzeydeki insanlar için bile öyle bir işten çıkma, işini kaybetme, şirketinin kapanması vs. gibi ürkütücü bir tablo çizildi ki insanlar konut yatırımı yapmak ya da konut satın almak konusunda ciddi anlamda geri çekilmek zorunda kaldılar.

Bu gelişmeler malzeme sektörünü nasıl etkiler sizce?

KA İnşaat malzemesi alanında da buna biraz daha ağırlık vermesini gerektirecek. Bu tür önemli alt yapı ve üst yapı yatırımları için belki inşaat malzemesi firmalarımız bu tür ticari gayrimenkul yatırımlarında kullanılacak olan malzemelerde değişikliğe gidecek. Çünkü inşaat malzemesi sektöründe de bugüne kadar genel ağırlık daha çok konutlara yönelikti. Belki orada da böyle bir yapı değişikliği olacak. Ona göre malzemelerin tipi değişecek, sistemler, ürünler değişecek. PVC kaplama sitemleri değişecek vs. Yani bizi çok ilginç bir süreç bekliyor. Böyle bir süreci biz üyelerimizle ve kamuoyuyla paylaşacağız. Tahmin ediyorum bu analizimizde yanılmayacağız.

Selda Hanım İnşaat endüstrisini büyütmek için İMSAD neler yapıyor?

Selda Başoğlu: İMSAD büyük bir güç birliği. Belki başka hiçbir sektörde olmayan bir güç birliğini ifade ediyor. O da şu; hem sanayicilerin hem de bizim her biri kendi içinde önemli bir sektör olan alt sektörlerimizin tümünü kapsayan bir şemsiye örgüt görevi var İMSAD´ın. Bu beraberinde büyük de bir sorumluluk getiriyor. İMSAD´ın var oluş nedenlerinden en önemlisi, Türk inşaat sanayinin sağlıklı, doğru hedeflere yönelik büyümesini sağlamak ve bu büyümeyi sağlamak için de ortak konularda faaliyet göstermek. Böyle baktığımız zaman başkanımızın İnşaatta Kalite Zirvesi´nde 2023 yılına ilişkin ilk defa açıkladığı hedefler önemli. Biliyorsunuz Türkiye olarak aslında bizim pek hedef koyma alışkanlığımız yok. Ama görüyoruz ki hedefe yönelik çalışmak ve buna göre planlama yapmak o hedefe ulaşmak için çok önemli bir araç. Dolayısıyla bu koyduğumuz hedefi çok önemsiyoruz çünkü bunun altını doldurmak için çalışmalara başladık. Bu bizim için de bir itici güç oluyor.

Bu hedefleri biraz anlatır mısınız?

SB Şimdi orada konulan hedeflerden en önemlisi, hem iç pazarda hem ihracatta konulan hedefler; 2023 yılında 100 milyar dolar ihracat gerçekleştirmek. Türk inşaat sanayisi diye baktığımızda sanayi çok fazla alt dala ayrılıyor. Ve hakikaten bu sanayinin ekonomideki büyüklüğünü doğru rakamlarla ifade etmek, mevcut büyüklüğünü tespit etmek ve buna göre geleceğin projeksiyonunu yapmak önemli bir problem. Biliyoruz ki 2008 yılında Türk inşaat malzemesi sanayisi ihracatta birinci sektör oldu. Bu geleceğe yönelik de önemli bir sinyal veriyor bize. Özellikle bu küresel kriz sonrasında belki hedef pazarlarımız bir miktar yön değiştirecek. Şu anda da onun alt yapı çalışmaları devam ediyor. Bu konuyla ilgili devlet kurumlarıyla işbirliği içinde çalışıyoruz. Bizim İMSAD olarak hep önemsediğimiz Türk inşaat sektörünün paydaşlarının bir araya gelmeleri ve ortak çalışmalar yapmaları. Bu çok büyük önem arz ediyor. Bunun ilk adımı olarak da aslında yeni bir gelişme; Şubat ayı sonunda İhracat ve Yurtdışı Müşavirlik Müteahhitlik Koordinasyon Kurulu kuruldu. Bu kurul Türkiye İhracatçılar Meclisi´nin başkanlığında, TMB, Dış Ticaret Müsteşarlığı, TürkMMMB, İMSAD ve TİM olmak üzere 5 kurulun üyeliğiyle kuruldu. Kurulun amacı inşaat sektörüyle ilgili gerek inşaat malzemelerinin ihracatı, gerek müşavirlik ve müteahhitlik hizmetlerinin yurt dışında kapsam büyütmesi için ortak bir çalışma platformu oluşturmak. Bu tip yapıların kurulması önemli. Yeni ülkelere veya bölgelere yönelik çalışma grupları kuruluyor. İşbirliği komiteleri, izleme komiteleri oluşturuluyor. Bunların hepsinin içinde İMSAD olarak yer almaya çalışıyoruz. Çünkü dediğim gibi hem iş yapış şekilleri değişiyor, hem hedef pazarlar değişiyor. Yani artık eskisi gibi belki Avrupa Birliği pazarı bizim için çok büyük bir pazar teşkil etmeyecek, ama Balkan ülkeleri, Kuzey Afrika, Orta Doğu bölgesi daha çok ortak iş üretmeye çalıştığımız pazarlar haline gelecek. Dolayısıyla buralarda hem nasıl daha aktif oluruz hem de üyelerimize bu konuda gelecek planlarını yaparken doğru yolu nasıl gösteririz konusunda biz de çalışma içindeyiz.

Türk müteahhitleri yurt dışında büyük projelerde rol alıyorlar. Siz bu durumu ve gelinen bu noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

SB Özellikle yurt dışında faaliyet gösteren müteahhitlerimiz dünyada çok önemli bir yerdeler. ENR listesinde İkinci sıradalar. Evet iş hacimleriyle böyle lider konumdalar, ama daha büyük ve çok daha kârlı projelerde rol almayı hedeflemeliler. Aslına bakarsanız rekabet koşulları oldukça zorlu olan ülkelerde iş alıyorlar. Çok ciddi ve zor şartlarda da proje üretme kapasitesi ve kabiliyetine sahipler. Ama diğer taraftan baktığımız zaman görüyoruz ki artık büyük projelerde hükümet liderleri bile söz sahibi oluyorlar. Bu projelerin şekillenmesinde etkili bile oluyorlar. Bunun yanında bizim önemsediğimiz bir başka konu sadece müteahhitlerimizin bu büyük projeleri alabilmelerinin yanında müşavirlerimizin de bu büyük projelerin teknik şartnamelerinin ve projelerinin oluşmasında daha etkili olabilmeleri… Bu neyi getiriyor? Hem bu projelerin daha doğru şekillenmesine hem de bizim malzememizin de bu projelerde yer bulması için bir adım olmuş oluyor. Çünkü genelde karşılaştığımız şey şu; belli başlı müşavirlik firmalarınca oluşturulan projelerde, iş bazen belli malzemelere endeksli kalarak gerçekleştiriliyor. Halbuki biz de bunu kendi lehimize çevirecek bir tabloyu yaratmak durumundayız yurt dışında. Diğer taraftan çevre, yani küresel kriz sonrası bizim en önemli avantajımız; hep söylediğimiz şey, Türkiye bir üretim üssü diyoruz ve bu daha da pekişecek. Çünkü inşaat sektörü açısından gelişime açık olan bölge için biz tam bir tedarik merkezi haline geliyoruz. Dolayısıyla geçenlerde katıldığımız Balkan Ülkeleri toplantısında da ortaya çıktığı gibi bizim belli üretim tesislerimiz kendi ülkemizde belli noktalardan çok o ülkelere yakın.

Dolayısıyla bir kere dış pazarları bu yönüyle takip etmek durumundayız. Ülke ülke ya da bölge bölge bu bölgelerin nasıl değişeceğini, önümüzdeki dönemde ne gibi potansiyeller barındığını da irdelemek istiyoruz. Yurt içine baktığımızda aslında genel olarak bu yıl şöyle yeni bir şey de yaptık: üyelerimiz arasında bir beklenti anketi geliştirdik. 2010 yılının inşaat sektörü açısından nasıl geçeceğini araştırdık. Bütün çok belirli olmayan ekonomik gidişe rağmen inşaat sektöründeki üreticiler 2010 yılından umutlu. 2011 yılı başından itibaren de küresel krizin etkilerinin tümüyle ortadan kalkacağı beklentisi hakim. 2011 yılının ikinci yarısından itibaren de bir büyümeye geçileceği söyleniyor.

Siz önümüzdeki süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?

SB Önümüzdeki dönemde şunu görüyoruz ki sürdürülebilir inşaat, sürdürülebilir yapı konusu içinde çok şeyi barındırıyor. Yani üretim proseslerinden tutun, ürün yaşam döngüsü; yani bir inşaat malzemesinin üretildiği ya da tasarlandığı andan binada kullanılıp o binada ömrünü tamamladığı zamana kadar olan o ürün yaşam döngüsü boyunca etkilerinden tutun, çevreyle olan etkisi, enerji verimliği konusu gündemimize yerleşecek. Buna eminiz. Yani binalardaki enerji verimliliğinden bahsediyorum. Dolayısıyla bunlara baktığımız zaman, biz bunların hepsini bir sürdürülebilir inşaat başlığında topluyoruz. Önümüzdeki dönemde bu konular gündemimizde artık kalıcı şekilde yer edecek. Bu kaçınılmaz. Biz de İMSAD olarak özellikle enerji verimliliği konusunda, bu konunun doğru algılanması ve anlaşılması için ve bu konuda binaların işgal ettiği önemli yeri anlatabilmek için büyük çaba sarf ediyoruz. Binalarda enerji verimliliği dediğimiz zaman bu bizim birçok alt sektörümüzü çok yakından ilgilendiriyor. Tabiî ki enerji verimliliği dediğiniz zaman ilk akla gelen büyük ölçüde yalıtım, yani bir binanın iyi yalıtılması. Bu enerji verimliliğinde çok önemli bir şey, ama yeterli değil. Binanın tasarımından başlayan enerji verimliliği konusu birçok bileşeni de elbette etkiliyor.