Trendlere ve modaya bağlı kalmadan her zaman güncel olabileni arıyoruz

HABİF MİMARLIK KURUCUSU HAKAN HABİF
“Tasarımda, her şeyden önce işlevsel plan çözümü bizim için çok önemli. Bu işlevsel kurgunun üzerine inşa ettiğimiz mekânların ise, “zamansız” olması ikinci ana amacımız. Mimari bir eser, modası geçen değil, aksine zaman geçtikçe değerinden kaybetmeyen, hatta zamanın o mekâna daha fazlasını katabildiği özellikte olmalı. Bunun için de her zaman güncel olabileni arıyoruz… Pandemiyle birlikte yaşam ve çalışma alanlarının geleceğine yönelik farklı görüşler ortaya atıldı. Biz, kökten bir değişim yerine bazı önlemlerin alındığı ve revizyonların yapıldığı, ama özünde aynı işlevi gören, aynı karakteri koruyan mekânların var olacağını öngörüyoruz. Çünkü evden çalışan büyük bir kesimin, ofis ortamında beraber çalışma duygusunun getirdiği motivasyonu özlediğini de görüyoruz. Bir grup insanın aynı mekânda ortak amaç için çalışması aslında çok mühim, hatta büyülü bir şey…”
Habif Mimarlık’ın kuruluş sürecini ve yıllar içerisinde aldığı yolu sizden dinleyebilir miyiz?
Eylül - Ekim Sayısı Yayında!
İnşaat sektöründeki güncel projeler ve özel röportajlarla dolu yeni sayımızı hemen şimdi okuyun.
HAKAN HABİF: 2005 yılında kendi yolculuğumuzu başlatma kararı aldık. Çekirdek ekibimizi kurmamız biraz zaman almış olsa da sonunda uzun yıllar birlikte çalıştığımız ana kadromuzu oluşturduk. Gücümüzü de bu çekirdek ekipten alıyoruz, gerektiğinde bu ekip etrafında büyüyüp küçülebiliyoruz, ancak uzun süredir birlikte çalışan, artık bir aile haline gelmiş ekibimiz hep sabit. Her birimiz farklı karakterlere, farklı geçmişlere, farklı yaklaşımlara sahip insanlar olsak da bir masa etrafında hep birlikte çalışıyoruz. İşimizi de besleyip dinamik kılan bu. Bu hem tasarım hem de uygulama aşaması için geçerli.

Ofis olarak bu sıralar ne tür projeler üzerinde çalışıyorsunuz? Yakın dönemde devreye girecek projelerinizi de öğrenmek isteriz…
HAKAN HABİF: İşlerimizin çoğunluğunu anahtar teslim, tasarım ve uygulama, ofis projeleri oluşturuyor. Ancak son dönemde farklı olarak “butik konut” diye tabir edebileceğimiz, daha önceden de yaptığımız, özel tipte işler biraz daha yoğunlaşmaya başladı. Yine bu şekilde, yeni başlayacak birkaç proje var. Onun dışında ofis projelerimiz de devam ediyor. Yeni bitirdiğimiz ve yayınlayacağımız işler de var. “Boğaz’da bir köşk” projemiz ve “Skechers Türkiye Ofis ve Showroom” web sitemizde yayınlandı.

ANLIK OLUŞAN SORUNLARA GETİRİLEN ÇÖZÜMLER, MİMARI YARATICILIĞA YÖNLENDİRİYOR
Mimaride özgünlük için mutlak bir özgürlüğe ihtiyaç var mı? İşin teknik kısmı, özgür olma noktasında sizi sınırlandırıyor mu?
ÇAĞRI KAAN ÇETİN: “Özgürlük”, özgünlük için mimarlığın hem olmazsa olmazı hem de en büyük düşmanı aynı zamanda. Belirli bir bütçe ve teknik çerçevede elbette özgür kalmak çok iyi sonuç veriyor, ancak mimarın belirli kısıtlamalara da çok ihtiyacı var. Teknik ve bütçesel sorunlarla birlikte süreçte anlık oluşan sorunlara getirilen çözümler aslında mimarı yaratıcılığa yönlendiriyor. Bu bağlamda mimarın ölçülü bir özgürlük alanına ihtiyaç duyduğu söylenebilir. Bu, yaratıcılığı körüklemenin dışında ayaklarımızın da yere basmasını sağlıyor.
ÇAĞRI KAAN ÇETİN: Bir mekân öncelikle çalışmalı, işini görmeli. Bu bağlamda her şeyden önce işlevsel bir plan çözümüne çok önem veriyoruz. Bu işlevsel kurgunun üzerine inşa ettiğimiz mekânların ise “zamansız” olması, ikinci ana amacımız. Mimari ürün olarak bir eser ortaya koyduğunuzda, bu bir nevi “pop müzik” gibi bir süre sonra modası geçen bir şey olmamalı. Aksine zaman geçtikçe değerinden kaybetmemeli, hatta zaman o mekâna daha fazlasını katabilmeli. Bunun için de trendlere ve modaya bağlı kalmadan her zaman güncel olabileni arıyoruz.

ÇOK FAZLA İŞLEM GÖRMÜŞ YA DA “PLASTİKLEŞTİRİLMİŞ” ÜRÜNLERDEN KAÇINIYORUZ
Mekânın tasarımı kadar, içinin hangi detaylarla işlendiği de kuşkusuz büyük önem taşıyor. Bu noktada ürün/malzeme tercihi, doku, renk, şekil vb. gibi devreye giren öğelerin mimari tarzınızdaki yerine ve önemine dair neler söylersiniz?
ÇAĞRI KAAN ÇETİN: En başta, malzemeleri mümkün olduğunca doğal halleri ile kullanmaya çalışıyoruz. Çok fazla işlem görmüş ya da “plastikleştirilmiş” ürünlerden kaçınıyoruz. Bunların bir araya geldikleri ara yüzleri ve kesitleri iyi çalışmak, doğru armoni ve uyumu yakalayabilmek bizim için çok önemli. Burada mümkün olduğunca sade ve sakin kalabilmeyi önemsiyoruz. Az sayıda bileşenin doğru ve temiz detaylarla, doğal hali ile bir araya geldiği çözüm genelde bizim için en uygun olanı oluyor.
Gerek proje geliştirme gücü gerekse uygulama modelleri açısından değerlendirdiğinizde Türkiye’yi dünya arenasında nerede görüyorsunuz?
HAKAN HABİF: Konu, hızlı ve nispeten rekabetçi/ekonomik çözümler ise, bu konuda başarılı olduğumuz söylenebilir. Ancak proje ve uygulama alanında “kalite” kavramına baktığımız zaman, hem bizlerin hem de işverenlerin şapkayı önüne alıp biraz düşünmesi gerekiyor. Dünyada bu konuya bakış açısı çok farklı, süreçler daha detaylı ve uzun sürelerde ele alınıyor, bütçe -doğal olarak- farklı bir seviyede oluyor. Bu da dışarıda hem çok daha kaliteli işlere imza atılmasına hem de sektördeki asıl yenilikleri dışarıdan takip eder hale gelmemize yol açıyor.

YÖNETİMSEL, TEKNİK VE MİMARİ ÖNLEMLER İLE HAYATIN SÜRDÜRÜLEBİLDİĞİNİ GÖRDÜK
Pandemi süreci yaşamın tüm alanlarını etkiledi. Buradan hareketle sormak isterim, özellikle ofislerin ve konutların mimari tasarımda ne tür değişimler yaşanıyor?
HAKAN HABİF: İlk başta biz de dâhil herkeste ciddi bir panik havası oluştu. “Biz ofiste nasıl çalışacağız, müşterilerimiz nasıl geri dönecek?” gibi sorularla bu panik havasının sektörde biraz abartıldığını söylemek mümkün. Belki de biraz can havliyle ya da büyük laflar söylemenin verdiği çekicilikle, çok keskin savlar ortaya atıldı. Ofis denilen mekânın tarihe karıştığından bahseden de oldu, ofislerde çok köklü ve ciddi değişiklikler olacağından bahseden de… Konutlar nezdinde de tamamıyla konut ihtiyacımızın yeniden şekilleneceği, kimsenin eski evinde oturamayacağı ve herkesin daha büyük evlere taşınacağını vurgulayanlar da oldu. Şimdiki tabloya baktığımızda, herkesin belirli değişimler ile yeni bir hayata adapte olduğu, işinin başına döndüğü ve çalıştığı günlerdeyiz. Çok aşırı abartıya kaçmadan ya da felaket senaryolarının çekiciliğine kapılmadan; mantıklı, teknik, mimari ve yönetimsel önlemlerle insanlar çalışmaya devam edebiliyor. İş yerine dönüşümlü gitmek, ofiste bulunması şart olmayan kişilerin evden çalışması gibi yönetimsel önlemlerle, havalandırma iyileştirmeleri gibi teknik önlemler ve insanların aralarında daha fazla seperatör elemanları ile biraz daha uzak oturduğu mimari önlemler bir arada olduğunda hayatın devam edebildiğini gördük. Bundan sonraki süreçte tablonun daha iyi olacağını ümit ediyoruz. Neticede belki de bu salgın sürecinden hepimizin asıl öğrenmesi gereken, krizler karşısında krizi olduğu gibi kabullenip, daha sakin bir yaklaşım izleyebilmek.

Ofis tasarımlarındaki deneyim ve birikiminizden referansla konuyu biraz daha açmak isteriz. Ortak kullanım alanlarına sahip, paylaşımlı ofis modeli hızla yaygınlaşırken pandemiyle birlikte fiziksel mesafenin zaruri hale gelmesi, ofis tasarımlarında neleri kökten değiştirdi?
ÇAĞRI KAAN ÇETİN: Biz kendi deneyimlerimizde, 4 ana başlıkta önlemlerin alındığını gördük. Bunlardan ilki ve belki de en önemlisi bireysel olanlar. Her birimiz, kendimizi ve çevremizi korumak için daha titiz davranıyor, uzmanların önerdiği önlemleri takip ediyoruz. Sonrasında “işe kim, hangi gün, nasıl gelecek?” gibi operasyonel kararların alındığını görüyoruz. Burada ofiste dönüşümlü çalışma, uzaktan çalışabilecek personelin mümkün olduğunca ofise az gelmesi gibi kararların ve titizlikle uygulanması gereken önlemlerin, firmalar tarafından alındığını söyleyebiliriz. Bu aşamayı teknik önlemler takip ediyor. Ofisteki tüm havalandırma sistemleri tekrar ele alınmaya, ek filtreleme sistemleri takılmaya başlanıyor. Tüm mekânlar periyodik olarak dezenfekte ediliyor. Bunların tümü ise, mimari önlemlerde kendini gösteriyor. Ortak alanların kullanımının kısıtlandığı, oturan kişi sayısının azaltıldığı, oturma alanlarının daha özellikli hale getirildiğini görüyoruz. Ancak şu anki durumda, ciddi, kökten bir değişim olduğunu söylemek zor, daha çok, daha pratik ve geçici önlemler alınıyor denilebilir. Çoğunluğun, en azından bizim çevremizin esas amacı ve hayali mümkün olduğunca eski sisteme daha yakın bir noktada kalabilmek. Çünkü evden çalışan personelin büyük bir kısmının ofis ortamında beraber çalışma duygusunun getirdiği motivasyonu özlediğini de görüyoruz. Bir grup insanın aynı mekânda birlikte bir amaç için çalışması, aslında üzerinde yeterince durmasak da, çok mühim, hatta büyülü bir şey. Takım olma duygusu, hem işimizde hem de hayatımızda kolay vazgeçebileceğimiz bir şey değil, hatta belki de hepimizin genetik kodlarına yazılı bir ihtiyaç bu aslında…

KÖKTEN DEĞİŞİM YERİNE ÖNLEMLERİN ALINDIĞI, REVİZYONLARIN YAPILDIĞI AMA ÖZÜNDE AYNI İŞLEVİ GÖREN MEKÂNLAR OLACAK
Farklı yaşam alanları tasarlayan bir mimar olarak, salgın sürecinin etkilerini de göz önünde bulundurduğumuzda, geleceğin yaşam alanlarında nasıl bir dönüşüme tanıklık edeceğimizi öngörüyorsunuz?
HAKAN HABİF: Bugünden çok farklı, dönüşmüş ve bambaşka bir hal almış mekânlar görmeyeceğimiz düşüncesindeyiz ya da belki de temennimiz bu yönde… Konuyu daha iyi anlatmak için biraz güncel terimleri ve dili kullanalım; şu an eski normalin mekânına “Mekân 1.0” dersek, yeni normalin mekânı “Mekân 2.0” olmayacak, daha çok “Mekân 1.2” gibi olacak. Kökten değişim yerine bazı önlemlerin alındığı ve revizyonların yapıldığı ama özünde aynı işlevi gören, aynı karakteri koruyan mekânlar… Belki biraz daha uzak oturacağız birbirimize, belki duvarlara asılı dezenfektanları görmeye devam edeceğiz, ama yine de hep birlikte oturacağız.

Yeni dönem hedeflerinizi de merak ediyoruz. Habif Mimarlık’ın yakın, orta ve uzun vade plan ve hedeflerinde neler var?
HAKAN HABİF: Bugün ne yapıyorsak, yarın onu daha iyi şekilde yapmak istiyoruz. Hepimiz başarının yanında ekip olarak huzur ve mutluluğu da arayan, belki biraz duygusal yapıda insanlarız. Rahat ve mutlu olduğumuz ortamda iyi işlere imza atabileceğimizi düşünüyoruz. Bu “öz”ü değiştirmeden, yine işlevsel yine zamansız fakat bir öncekinden daha yüksek kalitede işlere imza atabilirsek ne mutlu bizlere…







