Emrullah Eruslu: Deprem güvenliği için yapılarda mutlaka doğru su ve ısı yalıtımı olmalı
İNŞAAT DÜNYASI DERGİSİ Mart-Nisan 2024 sayısında “Özel Dosya” bölümünde “Deprem Performansı Yüksek Yapılar ve Güçlendirme Teknikleri” konusunu masaya yatırdı. Dosya çerçevesinde sorularımızı yanıtlayan İZODER Yönetim Kurulu Başkanı Emrullah Eruslu,
“Güvenli, sağlıklı, konforlu ve enerji verimli yapıların olmazsa olmaz bileşeni yalıtım. Deprem güvenliği için yapılarımızda mutlaka doğru su ve ısı yalıtımı olması gerektiğinin altını çizmek istiyorum. Dolayısıyla şehirlerimiz yapısal bir dönüşümden geçerken yalıtım sektörü de bu konuda çok önemli bir sorumluluk üstlenecektir” dedi.
Kahramanmaraş’ta 7,7 ve 7,6’lık depremlerin üzerinden bir yıl geçti. İZODER’in deprem bölgesinde yaptığı çalışmalar hakkında kısa bir değerlendirme yapar mısınız?
Ülkemizi derinden sarsan 6 Şubat deprem felaketinin ardından ülke genelinde olduğu gibi sektör özelinde de gündemimiz ve önceliğimiz deprem bölgesi oldu. Türkiye’nin neredeyse tamamı fay hatları üzerinde, dünyada orta ve büyük ölçekli depremlerin görüldüğü ülkeler arasında da ilk sıralarda yer alıyoruz. Ülke tarihimizde daha önce de çok büyük depremler yaşanmasına rağmen kayıplarımızdan gerekli dersi çıkaramadığımızı 6 Şubat deprem felaketi ile bir kez daha gördük. Elbette deprem sırasında tüm halkımız, kurumlar ve kamu büyük bir dayanışma içinde bölgenin yanında yer almak için var gücüyle çalıştı.
Temmuz - Ağustos Sayısı Yayında!
İnşaat sektöründeki güncel projeler ve özel röportajlarla dolu yeni sayımızı hemen şimdi okuyun.
Yalıtım sektörünün çatı kuruluşu İZODER olarak depremin hemen ardından resmi kurumlarla iş birliğiyle çalışarak birçok üyemizin de desteği ile depremzedelerin çetin kış şartlarından korunmaları için çadır kentlere yalıtım malzemesi gönderimini sağladık. Elbette sorumluluğumuzun orada bittiğini düşünmedik, düşünmüyoruz. Bölge ile ilgili atılacak adımlarda şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da üzerimize düşen konularla ilgili destek vermeye devam edeceğiz.

Olası Marmara depremi öncesi İstanbul ve çevre kentlerde kentsel dönüşüm ve yapısal güçlendirme çalışmalarının hız kazanması bekleniyor. İZODER söz konusu çalışmalarda nasıl bir rol alabilir? Anlatır mısınız?
Türkiye, bir deprem ülkesi ve bizim bu gerçek doğrultusunda bilimi temel alan bir yapılaşma seferberliğini hızla hayata geçirmemiz gerekiyor. Kentsel dönüşüm bu anlamda çok önemli bir fırsat sunuyor. Mevcut yapı stokunun deprem güvenliği ve yüksek enerji verimliliği hedefleri gözetilerek yenilenmesi geleceğimiz açısından hayati öneme sahip.
Ülke genelinde ancak öncelikle bilim insanlarının işaret ettiği büyük bir deprem riskini barındıran şehirlerde bir an önce mevcut binalarımızın dayanımının tayin edilmesi ve güçlendirilerek kullanılabilecek durumda olanların tekniğine uygun olarak güçlendirilmesi, diğer binaların ise yerinde yeniden inşa edilmesi gerekiyor.
TÜRKİYE YAPI STOKUNDA ÖNEMLİ BİR YENİLENME ÖN GÖRÜLÜYOR
Özellikle deprem sonrasında ülke genelinde hız kazanan kentsel dönüşüm hareketi kapsamında, Türkiye yapı stokunda önemli bir yenilenme ön görülüyor. Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nca yayımlanan Kentsel Dönüşüm Eylem Planı kapsamında dönüştürülmesi gereken 6,7 milyon konuttan acil/öncelikli olarak görülen 1,5 milyon konutun 5 yıl içerisinde dönüşümünün tamamlanması hedefleniyor. Bu doğrultuda 100 bini İstanbul’da olmak üzere her yıl 300 bin konutun dönüşümünün sağlanması hedefi var. Yeni inşa edilecek binalarda yönetmeliklere uygun yapılaşma ve denetim, bina dayanıklılığı ve güvenliği açısından kritik öneme sahip. Kentsel dönüşümün bir yandan güvenli kentler sağlarken diğer yandan çevreye duyarlı, enerji verimli, konforlu yapılaşma için de büyük bir fırsat barındırdığını unutmamak gerekiyor.
Güvenli, sağlıklı, konforlu ve enerji verimli yapıların olmazsa olmaz bileşeni yalıtım. Deprem güvenliği için yapılarımızda mutlaka doğru su ve ısı yalıtımı olması gerektiğinin altını da çizmek istiyorum. Dolayısıyla şehirlerimiz yapısal bir dönüşümden geçerken yalıtım sektörü de bu konuda çok önemli bir sorumluluk üstlenecektir. Tüm çalışmalarımızda geçmişten bu yana kamu ve karar vericilerle yakın diyalog ve iş birliği halinde olduk. İZODER olarak katkı verebildiğimiz tüm alanlarda elimizi taşın altına koyuyoruz. Yalıtımın ülkemize ve vatandaşlarımıza olan kazanımlarını artırmak için çalışmalarımız sürecek.

YENİLENECEK TÜM BİNALARDA DOĞRU UYGULANMIŞ ISI, SU, SES VE YANGIN YALITIMI OLMALI
Türkiye’de deprem performansı yüksek yapılar inşa edilirken nelere dikkat edilmeli? Yalıtım sektörünün bu konudaki düşüncelerini dile getirir misiniz?
Öncelikle tüm ülkemizin hızlı bir dönüşüm sürecine ihtiyacı olduğunu yinelemek istiyorum. Ülke genelini kapsayacak böyle bir kentsel dönüşüm seferberliğinin bir yandan güvenli kentler sağlarken diğer yandan çevreye duyarlı ve enerji verimli yapılaşma unsurları gözetilmeli. Yenilenecek tüm binalarda doğru uygulanmış ısı, su, ses ve yangın yalıtımı; güvenli ve konforlu yapılaşmanın önemli bir ayağı olacak.
Doğru yalıtım için yeni inşa edilecek binalarda yalıtımın güvenilir firmalara, yönetmeliklere uygun yaptırılması, standartları karşılayan yalıtım malzemelerinin kullanılması ve işini bilen ustalarca uygulamanın gerçekleştirilmesi gerekiyor. Ucuz diye seçilen merdiven altı malzemeler, yalıtımda verimlilik sağlamazken yalıtıma verilen paranın da boşa gitmesi anlamına geliyor.
BETONARME YAPI SİSTEMLERİNİN EN ZAYIF NOKTALARINDAN BİRİ SUYA KARŞI HASSASİYET
Kentsel dönüşüm ve yapısal güçlendirmede su yalıtımı neden önemli? Su yalıtımı yapılmayan bir yapının ömrü ne kadardır? Bilgi verir misiniz?
Binaların en büyük düşmanı olan korozyona karşı bir kalkan görevi gören su yalıtımı, binaların sağlam şekilde ayakta kalması noktasında hayati öneme sahip.
Türkiye’deki yapı stoku ağırlıklı olarak betonarme binalardan oluşuyor. Betonarme yapı sistemlerinin en zayıf noktalarından biri suya karşı olan hassasiyetleridir. Yağmur, kar, yeraltı suları, zeminde yer alan nem, mutfak, banyo, tuvalet gibi ıslak hacimlerdeki su kaçakları, binanın inşa edildiği zeminde bulunan basınçlı veya basınçsız yeraltı suları nedeniyle binalar sürekli olarak suya maruz kalabiliyor. Suyun taşıyıcı yapı elemanlarına nüfuz etmesi, betonun içindeki demirin paslanmasına yani korozyona neden oluyor. Korozyon ise yapının yük taşıma kapasitesini azaltıyor. Betonarme yapıların sağlıklı bir şekilde, tasarım ömürleri süresince işlevlerini sürdürebilmesi için yapının tamamının standartlara uygun şekilde ısı ve su yalıtımı ile korozyondan korunması gerekiyor.
Karadeniz Teknik Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şakir Erdoğdu’nun yaptığı araştırma; suya maruz kalan bir donatının 5 yılın sonunda taşıma kapasitesinin yüzde 50’sini, 15 yılın sonunda yüzde 90’ını, 24 yılın sonunda ise tamamını kaybettiğini ortaya koyuyor. Yani herhangi bir deprem ya da dış etken olmadan bile sadece donatı korozyonu ile bir yapının çökmesi söz konusu. 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi sonrasında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Hasar Tespit Komisyonu tarafından yapılan incelemeler sonucunda, yüzde 79’u hasarlı bulunan 55 bin 651 konut ve işyerinin yüzde 64’ünde korozyon tespit edilmişti. Her iki veri de korozyon-su yalıtımı ilişkisini açıkça gözler önüne seriyor.

ÜLKEMİZDE ORTALAMA BİNA ÖMRÜ 30 YIL
Doğru yapılmış su yalıtımı ile suyun yapılara nüfuz ederek zarar vermesini önleyebiliriz. Binanın doğrudan suya maruz kalan çatı, temel, ıslak hacim gibi bölgelerinde uygulanacak su yalıtımı ve halk arasında terleme olarak bilinen yoğuşmayı önleyen ısı yalıtımı uygulamalarının doğru ve eksiksiz yapılması ile binalarımızı depreme karşı koruyabiliriz. Ülkemizde ortalama bina ömrünün 30 yıl olduğunu görüyoruz ancak bir binanın ömrü en az 80-100 yıl olmalı.
Binalarda Su Yalıtımı Yönetmeliği’nin yürürlüğe girdiği 1 Haziran 2018’den itibaren inşa edilen ve zorunlu olarak su yalıtımı yapılan bina sayısı toplam yapı stokunun sadece yüzde 5-5,5’ini oluşturuyor. 10 milyonun üzerinde bina, 30 milyonu aşan hanenin bulunduğu ülkemizde bu düşük oranlardaki su yalıtımı uygulaması maalesef güvenli bina noktasında zayıf bir yerde durduğumuzu gösteriyor.
Uzun yıllar boyunca güvenli barınma sağlayacak binalar için zemin etüdünün doğru yapılması, yapının tekniğine uygun olarak tasarlanması, iç ve dış etkenlerden yalıtım ile korunması ve bütün süreçlerin yine tekniğine uygun şekilde denetlenmesi gerektiğinin altını bir kez daha çizmek istiyoruz.








