Atila Gürses: Çatı ve su yalıtımı sektöründe yerli ve yenilikçi malzeme potansiyeli yüksek
İnşaat Dünyası Dergisi Mayıs Haziran 2026 sayısında “Çatı-Cephe-Yalıtım” özel dosyası çerçevesinde Çatı ve Cephe Uzmanı Dr. Atila Gürses’i ağırladı. Türkiye’nin çatı ve su yalıtımı sektöründe yerli ve yenilikçi malzeme geliştirme potansiyelinin yüksek olduğuna dikkat çeken Dr. Atila Gürses, “Özellikle doğal taş agregaları, kil, bazalt, perlit, zeolit ve bitüm gibi hammaddeler Türkiye’de bol miktarda bulunuyor. Bu kaynaklar, doğru Ar-Ge yatırımlarıyla hem maliyet avantajı hem de uluslararası standartlara uygun yenilikçi ürünler geliştirme imkânı sunuyor” dedi.
İnşaat, çatı malzemeleri sektörü ile ilgili sorularımıza başlamadan önce Dr. Atila Gürses’in kariyer yolculuğu ve uzmanlık alanı ile ilgili kısaca bilgi verir misiniz?
1980 yılında İ.T.Ü. Mimarlık Fakültesi’nden mezun olduktan sonra yüksek lisans ve doktoramı İ.T.Ü. FBE’de tamamladım. Öğrenciliğim döneminde İ.T.Ü. Mimarlık Fakültesi eski dekanlarından Sn. Prof. Dr. Mukbil Gökdoğan’ın ofisinde çalışmaya başlayarak inşaat sektörüne adım attım. Bu süreçte mimarlık ve mühendislik alanlarında çok tanınmış hocalarımla çalışma olanağı buldum ve önemli mesleki deneyimler edindim. 1982 yılında Onduline Yapı Malzemeleri’nde çalışmaya başladım ve çeşitli kademelerde görev aldım. 1994 yılında Onduline Avrasya’da Teknik Uygulama Koordinatörü olarak göreve başladım ve 2020 yılında Proje Müdürlüğünden emekli oldum. Halen aynı firmada teknik danışman olarak görev yapıyorum.
Meslek hayatım boyunca özellikle çatı ve yalıtım uygulamalarının doğru yapılması amacıyla Türkiye, Orta Doğu, Kafkaslar, Orta Asya, Balkanlar ve Afrika ülkelerinde çok sayıda eğitim ve uygulama seminerleri verdim. Birçok mesleki dergide, tünel kalıp, şişirme beton kabuk, lift slab, sıfır enerjili binalar, deprem, yalıtım, bitümlü çatı levhaları ve kiremitleri, şingıl, arduvaz, yeşil (bitkilendirilmiş) çatılar konularında makalelerim yayımlandı. Mesleki STK’lar ÇATIDER, Türkiye İMSAD, İZODER ve BİTÜDER’de çeşitli kademelerde görev yaptım ve halen bu derneklerde teknik komisyonlarda ve mesleki eğitim Komisyonlarında görev yapmaktayım. Sanayi-Üniversite iş birliğine yürekten inanıyorum ve bunun insan kaynaklarımızın verimli bir şekilde kullanılmasıyla ülkemizin kalkınmasına önemli katkı sağlayacağını düşünüyorum.
Temmuz - Ağustos Sayısı Yayında!
İnşaat sektöründeki güncel projeler ve özel röportajlarla dolu yeni sayımızı hemen şimdi okuyun.

ÇATI KAPLAMA MALZEMESİ SEKTÖRÜ 150 BİN İSTİHDAM SAĞLIYOR
Türkiye’de çatı malzemeleri sektörü ve uygulamaları hakkında (kısaca) genel bir değerlendirme yapar mısınız?
Çatıder (https://catider.org.tr) tarafından yapılan araştırmaya göre Türkiye çatı sektörü büyüklüğü 2024 yılında 189.664.000 m². Bunun %43,28’i metal, %27,74’ü bitüm, %13,97’si kil, % 9,36’sı sentetik, %4,52’si çimento esaslı çatı kaplama malzemeleri, %1,13’ünü de cam, seramik, doğal taş, ahşap vd. çatı kaplama malzemeleri oluşturuyor. TÜİK (https://www.tuik.gov.tr) verilerine göre Türkiye’de çatı kaplama malzemesi sektöründe, üretim, satış ve uygulama dahil ~ 150 bin kişi çalışıyor.
Çatılar çoğu zaman basit görülse de yanlış tasarım veya uygulama, yatırımın değerini ve sürdürülebilirliğini doğrudan etkileyebilir. Çatı yüzeyleri; ısı kaybı, güneş kazancı, yangın güvenliği, rüzgâr yükleri ve deprem etkileri açısından binanın en kritik elemanlardır. Doğru tasarlanmış, detaylandırılmış, doğru malzeme seçimi yapılmış ve uygulanmış bir çatı, bakım maliyetlerini azaltır ve binanın ömrünü uzatır. Yanlış çözümler ise erken yıpranma ve sürekli yüksek onarım maliyetlerine neden olur.
Türkiye’de çok kaliteli çatı kaplama malzemeleri üretilmesine rağmen maalesef uygulamaların aynı kalitede olduğunu söylemek mümkün değil. 80 km/h gibi orta şiddetli rüzgarlarda bile yüzlerce çatının uçtuğunu ve hasarlandığını görüyoruz. Bu önemli oranda milli servet kaybına ve işgücü kaybına neden oluyor. Bunun en önemli nedeni çatılara gereken önemin verilmemesi, çatıların projelendirilmemesi, usta çözer yaklaşımı ve çatı danışmanlığının olmaması. Binanın en önemli bileşenlerinden biri olmasına rağmen, yüzlerce binanın yapıldığı şantiyelerde bile çatı projesinin olmadığı, çatı projesi olan şantiyelerde de uygulamaya gereken özenin gösterilmediği durumlarla karşılaşabiliyoruz.

ÇATI SİSTEMLERİNDE EN BÜYÜK SORUN SU SIZINTISI
Türkiye’de birçok binada en büyük sorun su sızıntısı olup, çatı sistemlerinde yapılan hatalar çoğunlukla yapı kullanıma açıldıktan sonra ortaya çıkar. Bu aşamada yapılacak müdahaleler, ilk imalat maliyetinin kat kat üzerine çıkabilmektedir. Proje aşamasında doğru kurgulanan bir sistem ise; uzun ömür, düşük bakım ihtiyacı ve öngörülebilir maliyet anlamına gelir. Sahada sık karşılaştığımız bir durum da şudur:
Birçok firma yüklenicinin seçim sürecinde, masa başında tüm detayları çözebileceğini ifade etmektedir. Ancak işin içine gerçek proje detayları girdiğinde, özellikle baca dipleri, dere birleşimleri ve kritik geçiş noktalarında işin kapsamı ve zorluğu net bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Bu noktada başlangıçta verilen fiyatlar ve süre öngörüleri ile sahadaki gerçek uygulama koşulları arasında ciddi farklar oluşabilmektedir.
Yatırımcının kafa karışıklığı da tam olarak burada başlar. Aynı işi yapacağını söyleyen teklifler, detay seviyesi ortaya çıktıkça birbirinden tamamen ayrışır. Çatı problemleri binanın değerini düşürür. Sağlam ve doğru tasarlanmış bir çatı, gayrimenkulün piyasa değerini korur.
Yeşil çatılar, güneş panelleri entegrasyonu, yağmur suyu toplama sistemleri v.b. birçok yapı fiziği bilgisi gerektiren yenilikçi çözümler, ancak uzman danışmanlıkla doğru şekilde uygulanabilir. Çatı danışmanlığı, bu risklerin doğru hesaplanmasını ve gerekli önlemlerin alınmasını sağlar.

ÇATI ALTLARI KULLANIMI YENİ İNŞA EDİLEN BİNALARDA UYGULANMALI
Özellikle İstanbul’da kentsel dönüşüm projelerinde çatı katlarının değerlendirilmesi ön plana çıktı. Çatı katı kullanım mevzuatı ve uygulamaları hakkında düşüncelerinizi bizimle paylaşır mısınız?
Şehrin alt yapı ve üst yapı planları, bölgede oturan insan sayısına göre yapıldığından, çatı altlarının kullanımının, yoğunluğu etkilememek için ilk olarak yeni inşa edilen binalarda uygulanmasını uygun buluyorum. Çatı katının ayrı olarak iskân edilebilmesi ve bir çatı dairesi oluşturulması sayesinde belirlenen yoğunluk aynı kalmasına karşın daha az bina ile daha fazla kişiye oturma / çalışma alanı sağlanabilir.
Örneklemek gerekirse bir adanın 1000 kişiye ev ihtiyacı sağlayacak bir yoğunlukta planlandığını düşünelim. Mevcut imar durumu da 5 katlı binalara izin veriyor olsun. Her bir bina oturumunun 2 daireye müsaade ettiğini ve her dairede 4 kişi yaşayacağını varsayalım. Buna göre bu adada 25 adet bina gereksinimi olacaktır. Eğer çatı altlarına ayrı bir çatı dairesi için iskân verilirse, biz 1 daire yapılabildiğini öngörelim. Böylelikle 25 blok yerine 23 blokluk bir yatırımla aynı sayıda kişiye yaşam alanı sağlanmış olacaktır. Tasarruf edilen 2 blokluk yatırım, hem ülke ekonomisine fayda sağlayacak, hem adanın içinde farklı amaçlar için kullanılabilecek (yeşil alan, okul, sosyal tesis, v.s.) alan sağlayacaktır.
Ayrıca çatı katlarının yasallaşması ile birlikte iskân alındıktan sonra çatıların biçimlerinin değiştirilmesi ve çatılarda gelişigüzel uygulamalar yapılması önlenip, şehir estetiği açısından önemli bir fayda sağlanacaktır. İ.B.B. Belediye Meclisi’nin 13.03.2025 tarihli ve 414 sayılı kararıyla, İstanbul genelinde çatı alanlarının bağımsız bölüm olarak kullanılabilmesinin önü açılmış, plan notu; üniversiteler, meslek odaları, belediyeler ve ÇATIDER v.d. ilgili kurumların katılımı ile çok yönlü bir çalışma yapılmadan birçok belirsizlik içeren bir şekilde yürürlüğe girmiştir.

MAHKEMENİN İPTAL KARARI İLE KENTSEL DÖNÜŞÜMDE YAVAŞLAMA
Ancak TMMOB Mimarlar Odası Başkanlığı bu plan notunun şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına ve kamu yararına aykırı olduğu, emsal artışı ve yoğunluk artışı sonucunda nüfus yoğunluğunu artırarak altyapı, ulaşım ve sosyal donatı alanlarında yetersizliğe yol açacağı yönündeki iddiasıyla 14. İdare Mahkemesi’nde dava açmıştır. 14. İdare Mahkemesi, dava sonucunda dava konusu işlemin planlama esaslarına ve şehircilik ilkelerine açıkça aykırı olduğu, uygulanması hâlinde telafisi güç veya imkânsız zararların doğabileceği sonucuna varmış ve yürütmenin 6 Ocak 2026’da durdurulmasına karar vermiştir. Bu karar, çatı altlarının bağımsız bölüm olarak kullanımı dikkate alınarak başlanan kentsel dönüşüm uygulamalarının durmasına neden olmuştur. Konunun tüm ilgili kurumların katılacağı toplantılarla ele alınması ve ortak bir çözüme gidilmesi, halihazırda yaşanan birçok mağduriyetin giderilmesi açısından son derecede önemlidir.
İNŞAATLARDA ÖLÜMLERİN YÜZDE 20’Sİ ÇATI ÇALIŞMALARI KAYNAKLI
Çatı güvenliği denetimleri sizce yeterli mi? Öneriniz nedir?
Çatı güvenliği denetimi, çatılarda yapılan bakım, onarım, temizlik veya montaj gibi çalışmaların iş sağlığı ve güvenliği açısından risklerini belirleyip önleyici tedbirlerin uygulanmasını kontrol eden sistematik bir incelemedir. Amaç hem ilk kurulum sırasında hem de kullanım sürecinde çalışanların düşme, malzeme düşmesi veya kırılgan yüzeylerden kaynaklanan kazalara karşı korunmasını sağlamaktır.
Türkiye’de yapı işlerinde İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Tüzüğü ve Sağlık ve Güvenlik Yönetmeliği, çatılarda güvenli çalışma için yasal çerçeveyi belirler. TS EN 13374 Geçici kenar koruma sistemlerinin dayanım testleri ve yük kriterlerine, DIN 4426 ankraj noktaları, sabit merdivenler, yaşam hatları gibi çatı güvenliği donanımlarına, Yapı İşlerinde İşçi Sağlığı ve Güvenliği Tüzüğü ise daha çok toplu koruma önlemleri ve KKD (Kişisel Koruyucu Donanım) kullanımına odaklanıyor.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının çatılarda güvenli çalışma için rehberleri bulunmasına ve denetimlerin Ortak Sağlık Güvenlik Birimi veya akredite iş güvenliği uzmanları tarafından yapmasına rağmen, inşaat işlerinde ölümlerin yaklaşık %20’si çatı çalışmalarından kaynaklanmaktadır. Bunun önlenebilmesi için çalışanların gerekli bilgi, talimat ve KKD kullanımı konusunda eğitimli olması, çatıya çıkılmadan önce risk değerlendirmesi yapılması, çatıya erişim, malzeme taşınması, depolanması ve iniş-çıkış yollarının güvenli şekilde düzenlenmesi, iskele, korkuluk, yaşam hattı, ağ gibi önleyici tedbirlerin alınması şarttır.

ÇATI HASARLARI DRON VE YAPAY ZEKÂ İLE TESPİT EDİLEBİLİR
Çatı güvenliği denetimi, yüksekte çalışma risklerini minimize eden, mevzuata uygunluğu kontrol eden ve çalışanların hayatını koruyan kritik bir süreçtir. Yüksek veya dik çatıların incelenmesi, çatıya zarar verme ve denetçinin yaralanması riski taşır. Çatıyı drone ile incelemek, bu riskleri önleyebilir ve çatı genelinde hasar veya bozulmaya görsel erişim sağlar. Dronlar ayrıca çatının 360 derece genel görünümünü ve her detay noktasının yüksek kaliteli görüntülerini sağlar. Yapay zekâ destekli dron denetimleri ile binlerce drone görüntüsünü analiz edilerek çatılardaki hasarlar detaylı olarak tespit edilebilir.
Yeni çatı uygulamalarında ve bakım-onarım projelerinde bu denetimlerin düzenli yapılması hem yasal zorunluluk hem de sürdürülebilir güvenlik kültürünün temelidir. Çatıların güvenliğinin, yukarıda belirttiğim tedbirlerin alınması, mevcut yasa, yönetmelik- standartlara harfiyen uyulması ve teknolojik olanaklardan yararlanılması ile sağlanabileceğini düşünüyorum.
GELENEKSEL MALZEMELER DOĞALARI GEREĞİ DAYANIKLIDIR
Geleneksel çatı kaplama malzemeleri ile günümüz ileri teknoloji polimer esaslı malzemelerini karşılaştırdığımızda, dayanıklılık ve sürdürülebilirlik açısından en büyük kırılma noktası nedir? Bitüm, metal veya plastik esaslı çatı kaplama malzemelerinin geri dönüşümü ile ilgili görüşlerinizi de bizim paylaşır mısınız?
Geleneksel çatı kaplama malzemelerini (kiremit, arduaz, metal levha, bitümlü örtüler) ileri teknoloji ürünü polimer esaslı malzemelerle (PVC, TPO, EPDM,…) karşılaştırdığımızda, en büyük kırılma noktaları, pasif dayanım, performans tasarımı ve yaşam döngüsü optimizasyonu geçişidir. Geleneksel malzemeler doğaları gereği dayanıklıdır; yani kalınlık, yoğunluk ve kütleyle direnç sağlarlar. Örneğin kil kiremit veya arduaz, doğru uygulandığında uzun yıllar performanslarını sürdürürler ancak, ek yerleri zayıf noktalarıdır ve su yalıtımı için genellikle ikinci bir katman gerektirirler. Son yıllarda bu ürünlerde yapılan iyileştirmelerle, UV, don-çözülme ve mekanik etkiler gibi zamanla bozulmalarına neden olan problemler giderilmiştir. Polimer esaslı malzemeler ise, pasif koruyucu değil, su sızıntısı riskini azaltan, yapısal hareketleri tolere eden ve az bakım gerektiren uzun ömürlü mühendislik ürünü malzemelerdir.

POLİMER MALZEMELER HÂLÂ GELİŞMEKTE OLAN ÇÖZÜMLER SUNMAKTADIR
Geleneksel malzemeler sürdürülebilirlik açısından uzun ömürlü ve mekanik dayanımı yüksek, üretim süreçlerinde yoğun enerji kullanılan, lojistik maliyeti ve karbon ayak izi yüksek malzemelerdir. Polimer esaslı malzemeler sürdürülebilirlik açısından ilk bakışta petrokimya ürünü oldukları için dezavantajlı görünmekle birlikte, hafif oldukları için taşıma ve taşıyıcı sistem maliyeti daha düşük, enerji tüketimini azaltan, yeşil çatı ve yağmur suyu yönetimi gibi yeni sistemlerle entegre çalışabilen, uzun servis ömrü ve düşük bakım ömrü olan geri dönüşüm süreçleri karmaşık ve çevresel açıdan tartışmalı malzemelerdir.
Geleneksel ve polimer esaslı çatı kaplama malzemelerinin dayanıklılık ve sürdürülebilirlik açısından en büyük kırılma noktaları, malzemenin ömrünü uzatırken geri dönüşüm döngüsüne nasıl entegre edileceğidir. Metal esaslı malzemeler bu konuda en avantajlı, bitüm esaslı malzemeler orta seviyede, polimerler esaslı malzemeler ise hâlâ gelişmekte olan çözümler sunmaktadır.
YEŞİL ÇATILARDA SU YÖNETİMİ VE KİMYASAL SÜRÜLME RİSKİ
Kentsel ısı adası etkisini azaltmak için “Yeşil Çatı” uygulamalarında artış var. Söz konusu sistemlerde su yönetimi ve katmanlar arası kimyasal süzülme riskleri konusunda neler söylemek istersiniz?
Yeşil çatılar kentsel ısı adası etkisini azaltmada etkili olsa da su yönetimi ve kimyasal süzülme riskleri ciddi şekilde dikkate alınmalıdır. Özellikle fosfor ve ağır metallerin substratlardan sızması, yağmur suyu kalitesini olumsuz etkileyebilir; bu nedenle katman seçimi ve malzeme testleri kritik öneme sahiptir. Yeşil çatılar yağmur suyunu depolayarak altyapı yükünü azaltır, ancak bu suyun kalitesi substrat bileşimine bağlıdır. Çeşitli araştırmalar, substratlardan fosfor, bakır, nikel, kadmiyum ve çinko gibi elementlerin sızabileceğini göstermektedir. Bu durum, şehirlerde yüzey sularının kirlenmesine yol açabilir.
Çatı yüzeyine düşen kirleticiler (pestisitler, polisiklik aromatik hidrokarbonlar-PAH, ağır metaller) yağmurla birlikte süzülerek su kalitesini daha da bozabilir. Bu nedenle malzeme seçimi öncesinde kimyasal analiz yapılarak fosfor ve ağır metal içeriklerinin standartlara uygunluğu doğrulanmalıdır. Filtre katmanında kimyasal bariyer kullanılıp katmanlar arası geçiş kontrol edilerek süzülme azaltılmalı, drenaj katmanında kimyasal reaksiyona girmeyen (inert) agregalar tercih edilmeli ve su tutma katmanında sentetik, stabil malzemeler seçilmelidir.
Yağmur Suyu İzleme sistemi devreye alındıktan sonra düzenli kalite kontrolu yapılmalı, çatı çıkış suyunda ağır metal ve fosfor bulunması halinde gerekirse substrat değişimi veya iyileştirme yapılmalıdır. Yeşil çatılar yoğun yağış alan bölgelerde su yönetimi açısından avantaj sağlarken, yanlış malzeme seçimi durumunda fosfor ve ağır metal kirliliği riski doğurur. Bu nedenle, substratların kimyasal testleri, katman optimizasyonu ve düzenli su kalite izleme, yönetmeliklerde zorunlu hale getirilmelidir.

KARBON AYAK İZİ DÜŞÜK SÜRDÜRÜLEBİLİR ÜRÜNLER
Türkiye’nin hammadde kaynakları düşünüldüğünde çatı ve su yalıtımı sektöründe yerli ve yenilikçi malzeme geliştirme potansiyelini nasıl değerlendirirsiniz?
Türkiye’nin hammadde kaynakları dikkate alındığında çatı ve su yalıtımı sektöründe yerli ve yenilikçi malzeme geliştirme potansiyelinin oldukça yüksek olduğunu düşünüyorum. Özellikle doğal taş agregaları, kil, bazalt, perlit, zeolit ve bitüm gibi hammaddeler Türkiye’de bol miktarda bulunuyor. Bu kaynaklar, doğru Ar-Ge yatırımlarıyla hem maliyet avantajı hem de uluslararası standartlara uygun yenilikçi ürünler geliştirme imkânı sunuyor.
Yerli üretim stratejik açıdan ithal polimer ve kimyasal katkılara bağımlılığı azaltarak maliyetleri düşürür, TS EN, DIN ve ASTM standart testleriyle sertifikalandırılmış ürünler ihracat potansiyelini artırır, doğal hammaddelerin optimize edilmesiyle karbon ayak izi düşük sürdürülebilir ürünler geliştirilebilir ve üniversite–sanayi işbirliği ile yapılacak Ar-Ge çalışmaları sonucunda yeni teknolojik çatı ve su yalıtım malzemeleri üretilebilir.
Türkiye, sahip olduğu zengin mineral kaynakları sayesinde çatı ve su yalıtımı sektöründe yerli, yenilikçi ve sürdürülebilir ürünler geliştirme potansiyeline sahiptir. Kritik nokta, bu yeni ürünlerin uluslararası test standartlarına göre optimize edileceği, her tip detayın problemsiz bir şekilde çözülebileceği ve ticari açıdan uygun maliyetle üretilebilmelerinin sağlanacağı Ar-Ge çalışmalarına odaklanmaktır.

ÜRETİM TOPLAM KAPASİTENİN ALTINDA GERÇEKLEŞMEKTEDİR
Atila Bey görüşlerinizi bizimle paylaştığınız için çok teşekkür ederiz. Son olarak ne söylemek istersiniz?
Türkiye’de çatı kaplama malzemesi üretimi, fabrikaların toplam kapasitelerinin altında gerçekleşmektedir. Bu nedenle ihracata yönelmek son derecede önemlidir. Uygulama kalitesindeki düşüklüğü gidermek ve sektöre kaliteli usta kazandırmak için çatı ustalarına itibarları iade edilmeli ve üretici firmaların destekleriyle meslek okullarında çatı bölümleri açılarak çatı ustalığı özendirilmelidir.
Ar-Ge’ye gereken önem verilmeli, bu konuda mutlaka üniversite -sanayi iş birliği ile hem mevcut üretimler daha verimli hale getirilmeli, hem de yeni ürünler geliştirilmelidir.








