Mimari Tasarım

Türkiye’nin saygın mimarları İnşaat Dünyası Dergisi’ne konuşuyor: Bünyamin Derman

İnşaat Dünyası Dergisi Eylül-Ekim 2026 sayısında “Mimarlar Ne Diyor?” özel dosyasında Türkiye’nin saygın mimarlarını ağırlamaya devam ediyor. DBArchitects Kurucusu Bünyamin Derman dosya çerçevesinde sorularımızı yanıtladı. Bünyamin Derman, “Umberto Eco'nun çok sevdiğim bir ifadesi vardır. Ben bunu kendi mesleki üretimimizle de çok örtüştürürüm. Der ki,' Bir ürün daha tasarlanırken aynı zamanda bir tüketim tanımı yapar. Başka bir ifadeyle tasarı hem nesne hem de onun etkileri üzerinedir.' Biz mimarlar tasarladığımız her yapı, her çevreyle sadece bugünü değil aynı zamanda geleceği de tasarlarız” dedi.

DBArchitects’in kuruluş hikayesi ve mimari/tasarım felsefesiyle ilgili düşüncelerinizi bizimle paylaşır mısınız?

Pimapen insaatdunyasi BANNER

90’ların başından itibaren akademik çalışmalarımızı sürdürürken bir yandan da katıldığımız yarışmalar yoluyla mesleki pratiğin içinde yer almaya başlamıştık. Kazandığımız bir yarışmanın iş olarak resmiyet kazanmasıyla da 1995 yılında Dilek Topuz Derman ile ofisimizi kurduk.

Geride bıraktığımız 31 yıl içinde kentsel tasarımdan konuta, havalimanından eğitim yapılarına, stadyumlara dek pek çok üretimimiz oldu. Bunların bir bölümü ulusal ve uluslararası yarışmalarla gerçekleşti. Kazandığımız ödüller bir yana bizim için yarışmalar, farklı konu ve ölçekte düşünme deneyimi kazandırması ve tasarım felsefemizi test etmemiz yönünden sunduğu olanaklar açısından hep çok kıymetli oldu.

ID Eylul Ekim 2026 Kapak 1

Eylül - Ekim Sayısı Yayında!

İnşaat sektöründeki güncel projeler ve özel röportajlarla dolu yeni sayımızı hemen şimdi okuyun.

Dergiyi Oku »

Mimari felsefemizi özetlemek gerekirse; biz mimariyi insanı merkeze alan yaşama dair bir olanaklar alanı olarak görüyoruz. Tasarlanan her yapının inşa edileceği yerle, çevresiyle ve insanla nasıl ilişki kuracağıyla ilgileniyoruz. Her tasarımın, hep oradaymış gibi üzerinde hayat bulacağı coğrafyanın (topoğrafya, iklim ve kültürün) bir parçası olmasını, yapı programının kütlesel bir kimlik kazanırken her kullanıcıya farklı deneyim sunacak mekânsal zenginliğe sahip olmasını ve bulunduğu çevreyle güçlü fiziksel ve görsel ilişkiler kurarak yaşantıya değer katmasını, zamansız bir tasarım olmasını önemsiyoruz.

Galatasaray Spor Vadisi

Şimdilerde üzerinde çalıştığımız Galatasaray Spor Kulübü’nün Spor Vadisi Projesi de tasarım yaklaşımımızın görünür olduğu işlerden biri. Galataray Stadyumu ile ilişkili bir yerleşke olarak tasarladığımız bu proje yoğun bir programın birbirleriyle kuvvetli ilişkiler kurması gereken mekanların topoğrafyanın zorlu koşullarında o yere ait kütlesel bir varlığa dönüşmesi mücadelesi.

İstanbul gibi metropollerde yalıtılmış (karma) konut projeleri ve kamusal kent dokusu arasındaki kopuşu engellemek için kent plancılarına ve mimarlara düşen temel sorumluluklar nedir?

İşin aslı İstanbul uzunca bir süredir master plandan yoksun, yık yap mantığıyla, sahipsiz ve ranta teslim olmuş bir inşa faaliyetiyle dönüşüyor. Kent hizaları ortadan kalkıp, yollar sitelerin, rezidansların duvarlarıyla sınırlanırken bu, sokaklardan kopuk yaşantıda kamusal alanların, parkların nasıl konumlanacağı, bir mahalle olgusundan söz edilip edilemeyeceği hiç tartışılmıyor.

Konut üretiminde bu, kendi sınırlarını belirleyen, dışarıya karşı kontrollü ve çoğu zaman kendi içinde tasarlanmış donatı alanlarından beslenen siteler bir çeşit gettolar aslında. Kullanıcıları tarafından güvenlik, konfor ve hizmetler açısından tercih de ediliyorlar. Fakat bu tür bir yapılaşma kentsel süreklilik ve kentsel yaşantı için maalesef sorunlu bir durum. Çünkü kent dediğimiz şey yalnızca binaların toplamı değil; altyapısı kentsel donatılarıyla incelikle tasarlanması gereken bir yaşantı bütünü.

Bunyamin Derman 1
Bünyamin Derman

Master plandan parsel bazındaki üretimlere değin farklı ölçeklerde ele alınması gereken bir tasarım alanı. Üstelik bu konu yalnızca mimarlar ve kent plancılarının değil, yönetim erkinin, sivil toplumun, ekonomi, sosyoloji gibi farklı disiplinlerin ve bizatihi kentlinin bu planlamada söz sahibi ve sorumlu olması gereken bir konu. Demek istediğim kentsel süreklilik için kentsel tasarım konusunun öneminin anlaşılması gerekiyor.

Bu noktadan itibaren biz mimarların ve kent plancılarının kentin 0.00 kotunu nasıl tasarladığımız önem kazanıyor: Yaya hareketini (sokaklar, meydanlar, parklarla) ne kadar sürekli kılabildiğimiz, buralarda üretilen programlarla (ticaret, sportif, kültürel faaliyetler vs) özel ve kamusal alanlar arasındaki kentsel eşikleri nasıl oluşturduğumuz, ulaşım ağını kurgularken yeşil sürekliliğini nasıl sağladığımız gibi…

DBArchitects tasarım ve konut projelerinde yarı örtülü sokaklara, iç avlulara ve ara mekanlara özel önem veriyor. Modern kentsel yaşamda kaybolmaya yüz tutan “komşuluk” ve “insan insana temas” kültürünü mimari araçlarla yeniden canlandırmak, tasarım sürecinde sizi ne kadar zorluyor veya besliyor?

Yarı örtülü sokaklar, iç avlular, ara mekanlar mimari mekânın önemli bileşenleridir; zamansızdır. Dünyanın çeşitli coğrafyalarında beğenilen kentlerin ya da yapıların pek çoğunda yer alırlar. Modern kentlerde de modern yapılarda da karşılığı vardır. Bu mekanlar yalnızca geçiş alanı değil gündelik hayatın çeşitli faaliyetlerinin gerçekleştiği, insanların sosyalleştiği, çocukların oyun oynadığı yerlerdir.

Galatasaray Spor Vadisi2

Gerek kentsel tasarımda gerekse bir yapıyı tasarlarken o tasarıma değer katan, yaşama dair olasılıkları zenginleştiren unsurlardır. Bu nedenle bu mekanlar tasarımlarımızda bir biçimde vücut bulur. Bizim için olmazsa olmazdır. Munch’un herkesçe bilinen ‘Çığlık’ tablosu modern insanın kalabalık içindeki yalnızlığının en çarpıcı imgesidir.

Belki günümüz yaşantısının hızı, belki kullanılan teknoloji ve araçlar insanı daha bireyselleştiriyor. Sosyalleşme bile çoklukla fiziksel ortamlardan ziyade dijital mecralarda gerçekleşiyor. Bu durumda mimari; bir nostalji olarak değil, oluşturulan çizgisel dilin ortaya koyduğu mekanlarda gerçekleşen karşılaşmalar üzerinden insan insana etkileşimin yeniden canlandırılmasına katkı koyabilir.

Bünyamin Derman’ın “Mimari manifestomdur” dediği projesi hangisidir? Söz konusu proje manifestonuzun hangi önemli değerlerinin hayata geçmiş halidir?

Ben mimari manifestonun tek bir projeye indirgenmesinin doğru olmadığını düşünüyorum. Çünkü yıllar içerisinde yaptığımız her proje bir sonrakine aktarılan bir deneyim oldu. Dolayısıyla bizim için manifesto, tek bir yapıdan çok, farklı projelerde tekrar tekrar sınadığımız ortak değerlerin bütünü aslında.

Ne var ki 2023’te yaşadığımız ve tüm ülkeyi üzüntüye boğan depremlerin ardından Hatay’da yapmış olduğumuz çalışma, meslek hayatım boyunca mimarlığın niçin var olduğuna dair düşüncemi en çok temsil eden uğraşımızdı.

Antakya Master Plani

Odağımız burayı nasıl yeniden inşa edeceğimizden önce, burayı nasıl yeniden yaşatacağımızdı. Tüm Hatay’ı kapsayan, bölgesel bir master plan çalışmasıyla başladığımız çalışmada Antakya özelinde ulaşım, yeşil alan sistemi, kentsel makroform, kültürel süreklilik, koruma ve yeniden yapılanma gibi konular farklı ölçeklerde ele alındı. Pek çok meslek insanı ve sivil toplum kuruluşunun katkılarıyla kentsel dokunun, tarihsel ve kültürel mirasın korunması ve bu büyük yıkımın ardından yaşamın yeniden nasıl kurulacağı üzerine düşündük.

Kenti binlerce yıllık hafızası üzerinden; eski haritalardan, kadastral izlerden, yapı tipolojilerinden, sokak ve avlu ilişkilerinden yola çıkarak kendi kimliğinden yeniden üretmeyi; doğayla yarışmak yerine Asi Nehri’ni kentin ana omurgası kabul ederek suyu, ekolojiyi ve yeşil sürekliliğini planın temel girdileri haline getirmeyi; deprem gerçeğini yalnızca yapı ölçeğinde değil, kentin yerleşim kararlarından ulaşımına, altyapısından enerji ve tarım politikalarına kadar bütüncül biçimde ele almayı amaçladık.

Besiktas Stadyumu genel tribun

Ama belki daha önemlisi, mimarlığın insanı ve onun kentle kurduğu bağı koruması gerektiğini savunduk: Antakya’nın camileri, kiliseleri, Uzun Çarşı’sı, Affan Kahvesi, meydanları, sokakları ve gündelik yaşamı kadar farklı inançların ve kültürlerin bir arada yaşama biçimini de korunması gereken bir değer olarak gördük. Bugün geldiğimiz noktada, çok çabalayıp pek azını hayata geçirme imkanı bulmuş olsak da bir meslek insanı olarak bu sürece katkı koymuş olmaktan hoşnutum.

Yakın olduğunuz, doğasına hâkim olduğunuz ve bu hâkimiyetin karşılığında onun da sizin dilinizden anladığına emin olduğunuz yapı malzemesi hangisidir? Bu malzemenin yer aldığı, öne çıkan projelerinizden örnekler verebilir misiniz?

Istanbloom

Doğal ve geri dönüştürülebilir malzemeler tercih ettiğimiz malzemeler: Taş, cam, ahşap gibi. Ancak malzeme konusunda kendimizi tek bir malzemeyle sınırlamıyoruz. Çünkü malzeme seçimi de tasarımdan doğuyor. Her malzemenin bir karakteri, ifade biçimi var. Mesele onun doğasını anlamak ve doğru yerde doğru şekilde kullanmak.

Örneğin TeCe Mimarlıkla birlikte tasarladığımız TÇMB Teknik ve Endüstri Meslek Lisesi’nde brüt beton ana yapı malzemesiydi. Tüm tesisatlar açıkta bırakılmıştı.  Yapı öğrenciler için yalnızca bir eğitim mekanı olarak değil, aynı zamanda bir “eğitim nesnesi” olarak tasarlanmıştı.

 

V.K.V. Koç Özel Lisesi Yeni Binası’nın dış cephesinde okulun köklü geçmişini vurgulamak amacıyla zamansız bir yapı malzemesi olan tuğla tercih edilmişti. Okulun yüzme havuzu binasında ise peyzaj içinde iç ve dışın bütünleşmesine imkân veren çelik ve cam kullanılmıştı.

Beşiktaş Stadyumu’nda ise yapının, eski stadyum yapısı ve kentle kurduğu bağlam üzerinden malzeme seçimleri yapılmıştı. Korunan tarihi duvardan yola çıkılarak cephede küfeki taşı kullanılmış, çatıda ptfe örtü ile hafif bir tül etkisi yaratmak amaçlanmıştı.

V.K.V Koc Lisesi

Mimari tasarımla ilgili son söz olarak neler söylemek istersiniz?

Umberto Eco’nun çok sevdiğim bir ifadesi vardır. Ben bunu kendi mesleki üretimimizle de çok örtüştürürüm. Der ki,’ Bir ürün daha tasarlanırken aynı zamanda bir tüketim tanımı yapar. Başka bir ifadeyle tasarı hem nesne hem de onun etkileri üzerinedir.’ Biz mimarlar tasarladığımız her yapı, her çevreyle sadece bugünü değil aynı zamanda geleceği de tasarlarız. İnsanlara bir yaşantı tanımı yaparız. Bütünleştirir ya da ayrıştırırız. Koruruz ya da yok ederiz. Değiştiririz ya da dönüştürürüz. Seçimlerimizle bir yapım işinin maliyetini belirleriz.

Koc Okulu

Bu nedenle mimarlığı yalnızca bir yapı üretme pratiği olarak görmemek gerekiyor. Şüphesiz her şeye biz karar vermiyoruz; şüphesiz sorumluluk ve çözüm sadece mimarda değil. Yine de kültürün, çevrenin, kentin ve hayatın sürdürülebilirliğine ilişkin alınan kararların bir biçimde parçası ve aynı zamanda tarafıyız.

Elimizdeki fikri güç, sermayeye olduğu kadar kamusal alana da hizmet ettiğimiz bilincini korumamızı gerektiriyor. Bence bu, mimarlığın bugün olduğu kadar gelecek nesillere karşı da taşıdığı toplumsal sorumluluğudur.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu