Türk ve Alman öğrenciden geçmişin izlerini barışla silen tasarımlar

Almanya’nın en iyi teknik üniversitelerinden biri olan Karlsruhe Teknoloji Enstitüsü’nde mimarlık alanında eğitim alan Fabio Reichel ve Orhun Polat, birlikte çalıştıkları iki ayrı projenin detaylarını, İnşaat Dünyası’na anlattılar. Fabio Reichel ve Orhun Polat projelerini anlatırken Almanya’da mimarlık okumak isteyen gençlere de ışık tutuyorlar.
Günümüzde birçok konuda olduğu gibi eğitimde de artık gençlerin karşısına farklı fırsatlar çıktığını söyleyen Fabio Reichel ve Orhun Polat, özellikle mimarlık eğitiminin bu konuda ayrı bir öneme sahip olduğunu belirterek şöyle konuşuyorlar; “Farklı coğrafyalardan gelen öğrencilerin işbirlikleriyle yapılan projeler, kültürel anlamda hibrit yeni tasarım anlayışlarının ortaya çıkmasına zemin hazırlıyor. Bu işbirlikleri, başarının temel gerekliliklerinden biri olan ekip çalışması becerisinin gelişmesinde çok önemli. Karlsruhe Teknoloji Enstitüsü’nün mimarlık bölümünün eğitim anlayışının en karakteristik özelliklerden biri de bu aslında, mimari proje çalışmalarını bir ekiple yapma zorunluluğu.”

Yaptıkları iki ayrı projenin de böyle bir ekip çalışmasının sonucu olarak ortaya çıktığını ifade eden Reichel ve Polat; “İkinci sömestre ait olan her iki projenin de Karlsruhe şehrindeki Wilhelm sokağında tasarlanması istendi. Bu sokağın özelliği, içinde İkinci Dünya Savaşı zamanında duvarları yanmış bazı binaların olması. Bugün bu duvarlar geçmişin izlerini korumak adına sadece sıvayla kaplanmış durumda. Her iki proje alanı ise bu türden bir duvara bitişik konumda. İlk projede ana malzeme olarak tuğla kullanmamız istendi. Bu malzemenin projedeki uygulama detaylarının, Alman Standartları Enstitüsü’nün kriterlerine göre çözülmesi gerekiyordu. Birinci sınıf öğrencileri olmamıza rağmen tasarım süreci boyunca ders yürütücülerimiz, projelerdeki malzemenin teknik kullanımıyla ilgili zayıf yönleri asla görmezden gelmediler. Bu bize, tasarım sürecinde estetik kaygılara paralel olarak birçok teknik konuyu da düşünmemiz gerektiğini gösterdi. Söz konusu eğitim anlayışı, yaratıcı ve fonksiyonel tasarım bakış açımızın gelişmesine önemli katkılar sağladı” diye konuştular.
Temmuz - Ağustos Sayısı Yayında!
İnşaat sektöründeki güncel projeler ve özel röportajlarla dolu yeni sayımızı hemen şimdi okuyun.

Zamanda yolculuk yapılan kuleler
İlk projeleriyle ilgili form arayışında temel çıkış noktalarının projeyi yapacakları Wilhelm sokağına ait analizleri olduğunu ifade eden Reichel ve Polat, detaylara ilişkin şunları söylüyorlar;
“Bu sokakta bizi savaş yıllarına götüren yanmış duvarlar ve bu duvarların hemen yanı başında her şeyin barış içinde olduğu yemyeşil bir park vardı. Tüm bu analizler şu soruyu aklımıza getirdi: Savaşın korkunç yüzünün ve barışın güzelliğinin bir mimari yapı içerisinde deneyimlenmesi mümkün olabilir mi? Bu soruya cevap olarak yaptığımız eskiz çalışmalarının sonunda tercihimiz, ses dalgalarının somut kütlelere dönüştüğü kuleler fikri oldu. Ardından ilk olarak savaş ve barışı temsil edebilecek seslerin neler olabileceğini sorguladık. Savaşı bomba patlama sesiyle, barışı ise Wilhelm sokağında bulunan parktaki kuş sesleriyle anlatabileceğimize karar verdik. Bu amaçla parkta ses kaydı yaptık. Daha sonra bomba patlama sesini ve parkın sesini Logic Pro X yazılımına aktararak ses dalgalarını birleştirdik. Ancak ses dalgalarına ait bu geometri iki boyutluydu ve mekânsallaşabilmesi için üçüncü boyuta dönüşmesi gerekiyordu. Bu amaçla iki boyutlu ses dalgalarını bir dairenin merkezi etrafında 360 derece döndürerek koni şeklinde kabuk haline getirdik. Bu kabuk tasarımın bir sonraki aşamasında, ziyaretçilerin gezebilecekleri kulelerin iç duvarları olacaktı. Böylece en soldaki kuleyi gezen ziyaretçiler, iç duvarlarda sadece bomba patlama sesine ait ses dalgalarını görüyorken sağa doğru ilerledikçe patlama sesinin yok olduğu ve kuş seslerinin iç duvarları şekillendirdiği kulelere ulaşabiliyordu. Ayrıca ziyaretçilere dolaşımla ilgili farklı bir seçenek daha sunmak istedik. Bu amaçla yapıya ilk girişi savaş ve barış sesinin eşit düzeyde olduğu ortadaki kuleden verdik. Bu girişten hemen ufak bir avluya çıkılmasını sağladık. Bu avludan ya sağa, barış seslerine doğru ya da sola, savaş seslerine doğru ilerlemeyi ise kişinin kendi seçimine bıraktık.

Bu aşamada, savaşta yanmış olan proje alanının bitişiğindeki duvar, acaba projemizin bir parçası haline getirilebilir mi, sorusu aklımıza geldi. Bu amaçla sadece bomba patlama sesinin olduğu kuleyi düşeyde bölerek duvara yasladık. Böylece bu kuledeki ziyaretçiler ses dalgalarının oluşturduğu duvarla birlikte yanmış olan duvarı da görebilecekti. Ayrıca savaştan barışa geçiş bir anlamda karanlıktan aydınlığa geçişti. Bunu anlatabilmek için ise sadece savaş sesinin olduğu kulenin duvarlarında hiç boşluk bırakmazken barış sesinin artışına paralel olarak kulelerin duvarlarında gitgide daha fazla gün ışığını içeri alan boşluklar açtık. Ayrıca gün ışığının farklı saatlerde iç duvarlarda oluşturacağı gölge oyunlarıyla sürekli değişen dinamik mekânlar yaratabilmek için kulelerin üstünü kapatmadık. İşin sonunda ses dalgalarının somut kütlelere dönüştüğü, zamanda yolculuk yapılan bu dramatik kulelere, savaşı ve barışı anlatan bir anıt gibi olmaları nedeniyle “Playground 1/Anıt” ismini verdik.
Çok işlevli gençlik merkezi
“Playground 2/Sosyal Merkez” ismini verdiğimiz ikinci projemizde ise ana malzeme olarak ahşap kullanmamız isteniyordu. Projenin ihtiyaç programında metrekareleri önceden belirlenmiş kafe, büfe, bisiklet tamir alanı, müzik prova stüdyosu ve tuvalet vardı. Tüm bunları 11×6,5 metrelik bir alanda en fazla 19 metre yükselebilecek şekilde tasarlamamız gerekliydi.
İlk projeye ait saha analizinde elde ettiğimiz sonuçlar, bu projede de çıkış noktamız oldu. Elimizdeki kriterlerden biri savaşta yanmış olan duvarlar, diğeri ise bu duvarların hemen yanındaki yemyeşil parktı. Bu aşamada verdiğimiz en temel karar, proje alanına bitişik olan savaş dönemine ait duvarı binamızın bir parçası haline getirmekti. Bu şekilde aynı sokaktaki bir önceki projemizle de bağlam açısından güçlü bir ilişki kurmuş olacaktık. Bir diğer önemli tasarım kararımız ise projenin önündeki parkla, hem görsel hem işitsel açıdan mekânsal anlamda ilişki kurulmasını sağlayacak çözümler üretmekti.
İhtiyaç programındaki büfe, tuvalet ve bisiklet tamir alanını zemine yerleştirerek kolay ulaşılabilir olmalarını sağladık. Bu mekânları metrekareden tasarruf edebilmek için tek bir kütle içerisinde çözdük. Üst kısmını, ziyaretçilerin birlikte vakit geçirirken parkı izleyebilecekleri ön cephesi açık oturma alanı olarak planladık. Müzik prova odasını ise zemindeki kütleyle aynı geometride başka bir kütlenin içerisinde çözdük. Bu kütlenin çatısını yine alan kısıtlaması nedeniyle kafe olarak planladık. Kafe alanının ön cephesini de aynı oturma alanında olduğu gibi açık tutarak, parkla görsel ve işitsel anlamda ilişki kurduk. Binanın strüktürünü ahşap yaparken güvenlik açısından sınır olması gereken yerlere tel örgüler koyarak bina ve park arasındaki geçirgenliği koruduk. Yan cepheleri ve en üstteki kırma çatıyı ise gün ışığından faydalanabilmek ve yağmurdan korunmak için oluklu polikarbonat levhalarla kapladık.”

Fabio Reichel ve Orhun Polat, yaptıkları projelerin ve aldıkları mimarlık eğitiminin meslekleriyle ilgili gelecek hedeflerinin şekillenmesine önemli katkılar sağladıklarının altını çiziyorlar. “İleride insanlara ilham veren ve onları düşünmeye teşvik eden, sürdürülebilir tasarımlar yapmak istiyoruz” diyen Reichel ve Polat, bunu yaparken doğru olduğuna inandıkları kendi tasarım anlayışlarından asla taviz vermeden, insanların ihtiyaçlarını ön planda tutan ve herkesin hak ettiği iyi yaşamı sunan eserler ortaya koymak istediklerini vurguluyorlar.








