Mimari Tasarım

Türkiye’nin saygın mimarları İnşaat Dünyası Dergisi’ne konuşuyor: Sabri Paşayiğit

İnşaat Dünyası Dergisi Eylül-Ekim 2026 sayısında “Mimarlar Ne Diyor?” özel dosyasında Türkiye’nin saygın mimarlarını ağırlamaya devam ediyor. SP Architects Kurucusu Sabri Paşayiğit dosya çerçevesinde sorularımızı yanıtladı. Sabri Paşayiğit, “Büyük ölçekli master planlama, kentsel dönüşüm ve yeniden yapılanma projeleri pratiğimizin önemli bir bölümünü oluşturuyor. Mimarlık ve şehir planlamayı birbirinden kopuk süreçler değil, aynı tasarım probleminin farklı ölçekleri olarak görüyoruz” dedi.

SP Architects’in kuruluş hikayesi ve mimari/tasarım felsefesiyle ilgili düşüncelerinizi bizimle paylaşır mısınız?

Pimapen insaatdunyasi BANNER

SP Architects’i kurduğum ilk günden bu yana mimarlığa yalnızca tekil yapılar tasarlamak üzerinden bakmadım. Benim için mimarlık, insanın yaşamıyla fiziksel çevre arasında doğru ilişkiyi kurabilme meselesidir. Yapının bulunduğu yere, iklime, ölçeğe, kültüre ve kullanıcıya ait olması gerektiğine inanıyorum. Bunun kadar önemli bir başka konu da tasarımın uygulanabilir olması; konsept aşamasındaki ana fikrin yapı hayata geçene kadar niteliğini ve bütünlüğünü koruyabilmesi. Yerel malzeme, sürdürülebilirlik, meydanlar ve kamusal yaşam da bu bütünün parçaları.

2005 yılında başlayan yolculuğumuz bugün 220’nin üzerinde mimar, şehir plancısı, iç mimar, peyzaj mimarı ve farklı uzmanlıklardan profesyonelin birlikte çalıştığı multidisipliner bir tasarım organizasyonuna dönüştü. Türkiye’de başlayan pratiğimiz Orta Doğu, Avrupa, Orta Asya ve farklı coğrafyalara yayıldı. En önemli dönüşümlerden biri de yapı ölçeğinden kent ölçeğine doğru genişlememiz oldu.

ID Eylul Ekim 2026 Kapak 1

Eylül - Ekim Sayısı Yayında!

İnşaat sektöründeki güncel projeler ve özel röportajlarla dolu yeni sayımızı hemen şimdi okuyun.

Dergiyi Oku »

Bugün büyük ölçekli master planlama, kentsel dönüşüm ve yeniden yapılanma projeleri pratiğimizin önemli bir bölümünü oluşturuyor. Mimarlık ve şehir planlamayı birbirinden kopuk süreçler değil, aynı tasarım probleminin farklı ölçekleri olarak görüyoruz.

Sabri Pasayigit OYAK Mormarin

SP Architects’in karma kullanım projelerinde konut, ticari alanlar ve ofisleri harmanlarken “ideal dengeyi” hangi kriterlere göre kuruyorsunuz? Projede farklı fonksiyonların birbirini sabote etmeden beslemesini nasıl sağlıyorsunuz? 

Karma kullanım projelerinde ideal dengeyi, farklı fonksiyonları aynı parsel içerisinde yan yana getirmek olarak görmüyorum. Asıl mesele; konut, ticaret, ofis, sosyal alanlar ve kamusal mekânların farklı saatlerde ve farklı kullanıcı profilleriyle birbirini destekleyen bir yaşam döngüsü oluşturabilmesi. Bunun için önce bölgeyi ve kullanıcı profilini anlamak gerekiyor.

Konutun ihtiyaç duyduğu mahremiyet ile ticaretin hareketliliğini, sosyal alanları, peyzajı ve kamusal yaşamı aynı yaşam sisteminin bileşenleri olarak ele alıyoruz. İnsanların gündelik ihtiyaçlarına yürüyerek ulaşabildiği, açık alanların ve sosyal donatıların yaşamın doğal parçası olduğu çevreler oluşturmak önemli.

Sabri Pasayigit
Sabri Paşayiğit

Bu nedenle kararları yalnızca yapı ölçeğinde ele almıyoruz. İnsan hareketi, kamusal alan, yaya ve araç sirkülasyonu, servis ve otopark organizasyonu ile farklı fonksiyonların ilişkileri en başından birlikte düşünülüyor. Projenin çevresiyle kurduğu ilişki güçlendikçe yaklaşım master plan ölçeğine kadar genişliyor.

Hedef, yalnızca kendi içinde çalışan değil; kentin bütünüyle ilişki kuran, sosyal ve çevresel açıdan sürdürülebilir bir yaşam alanı oluşturmak.

SP Architects’in deprem bölgesinde önemli projelere imza attığını biliyoruz. Türkiye’de kentsel dönüşüm ve şehir planlaması süreçlerinde estetik kaygılardan ziyade “güvenli ve insani ölçekli” kentler kurma yolunda ana eksen ne olmalıdır? Bu soruyu bir şehir plancısı gözüyle yanıtlar mısınız?

Bugün kentsel dönüşümün kapsamı geçmişe göre çok daha geniş. Afet sonrası yeniden yapılanmadan mevcut kent dokularının dönüşümüne, hızla büyüyen yerleşimlerden iklim ve nüfus hareketlerinin ortaya çıkardığı ihtiyaçlara kadar kentleri yeniden düşünmek zorundayız. Dolayısıyla master planlama artık mimarlığın çevresinde duran ayrı bir uzmanlık alanı değil; geleceğin yapılı çevresini belirleyen temel tasarım meselelerinden biri.

SP Architects olarak güçlü şehir planlama ekibimiz sayesinde büyük ölçekli projelerde yoğunluk, ulaşım, altyapı, kamusal alan, peyzaj, sosyal donatılar ve etaplama gibi birbirine bağlı katmanları birlikte değerlendiriyoruz. Mimari ekiplerin sürecin başından itibaren bu sistemin içerisinde olması, planlama kararlarının yapı ölçeğine, mimari kararların ise kent bütününe taşınabilmesini sağlıyor.

C16

2023 depremleri sonrasında bunun önemini çok daha net gördük. Farklı kentlerde çalışırken mesele yalnızca kaybedilen yapı stokunu yeniden üretmek değildi. Ekonomik ve sosyal hayatı yeniden kurmak, mahalle ilişkilerini ve kent hafızasını korumak, ulaşım ve kamusal alan sistemlerini yeniden düşünmek ve insanların kendilerini yeniden ait hissedebilecekleri çevreler oluşturmak gerekiyordu.

Zemin, yapı güvenliği, altyapı ve afet senaryoları tartışılmaz öncelikler. Ancak dirençli kent yalnızca deprem yönetmeliğine uygun yapılardan oluşmuyor; insanların yürüyebildiği, çocukların okula ulaşabildiği, kamusal alanların gündelik hayatın parçası olduğu, ekonomik ve sosyal yaşamın devam edebildiği bir sistem gerektiriyor.

Bu nedenle kentsel dönüşümün yalnızca parsel ölçeğinde değil, mümkün olduğunca mahalle, bölge ve kent ölçeğinde ele alınması gerektiğine inanıyorum. Büyük ölçekli dönüşüm ve yeniden yapılanma süreçlerinde planlamadan mimariye uzanan bütüncül çözümler geliştirmeye odaklanıyoruz.

Sabri Pasayigit Maras1

Sabri Paşayiğit’in “Mimari manifestomdur” dediği projesi hangisidir? Söz konusu proje manifestonuzun hangi önemli değerlerinin hayata geçmiş halidir?

“Mimari manifestom” diyebileceğim projelerden biri Kayseri Kent Merkezi olur. Kayseri doğup büyüdüğüm şehir olduğu için kişisel olarak da ayrı bir anlamı var; ancak projeyi asıl özel kılan, mimarlığa bakışımızın farklı ölçeklerini tek bir çalışmada bir araya getirmesi.

Proje birbirinden farklı karakterde iki alanı birlikte ele alıyor. Sahabiye’de mevcut konut dokusunu daha güvenli ve modern bir yaşam alanına dönüştürürken, Suriçi’nde tarihi merkezi, mevcut yapıları ve kent hafızasını koruyarak yeniden canlandırıyoruz. İki alanı meydanlar, yaya aksları, yeşil alanlar ve ulaşım kararlarıyla birbirine bağlıyoruz.

Benim için bu proje mimarlığın tek bir yapının sınırlarında bitmediğini çok iyi anlatıyor. Konut, ofis ve ticaretin yanında tarihi yapıların restorasyonu, peyzaj, ulaşım ve kamusal alan aynı bütünün parçaları.

Kayseri Kent Merkezi, planlamadan mimariye, korumadan yeniden yapılanmaya, peyzajdan kamusal alana kadar farklı uzmanlıklarımızın aynı fikir etrafında buluştuğu uzun soluklu bir proje. Mimari manifestoma en yakın tarafı da bu: geçmişi silmeden geleceği kurmak ve tek tek yapılar yerine yaşayan bir kent bütünü tasarlamak.

Sabri Pasayigit Maras

Yakın olduğunuz, doğasına hâkim olduğunuz ve bu hakimiyetin karşılığında onun da sizin dilinizden anladığına emin olduğunuz (yapı) malzeme hangisidir? Bu malzemenin yer aldığı, öne çıkan projelerinizden örnekler verebilir misiniz?

Doğal taşı ve ahşabı severim; fakat mimarlıkta bir malzemeyi her koşulda diğerinin önüne koymayı doğru bulmuyorum. Benim için malzeme yerinde güzeldir. Hangi coğrafyada, hangi iklimde, hangi kültürel ve yapısal koşullar içerisinde çalışıyorsanız doğru malzeme de oradan çıkar.

Aynı mimari dili ya da aynı malzeme paletini her yere taşımak yerine, bulunduğunuz yerin size ne söylediğini dinlemek gerekiyor. Yerel malzemeyi, üretim biçimlerini, iklimi ve kullanım alışkanlıklarını anlamak tasarımın doğal bir parçası.

Dolayısıyla tek bir malzemeyle cevap vermek yerine şunu söyleyebilirim: Bize lokasyondan haber verin; doğru malzemeyi orada birlikte bulalım.

Malzeme seçiminde yerellik kadar kendi çevresel performansı da önemli. Üretim biçimi, dayanıklılığı, yaşam döngüsü, yeniden kullanılabilir veya geri dönüştürülebilir olması ve mümkün olduğunca az atık üretmesi gibi kriterleri birlikte değerlendiriyoruz. Yerel malzeme kullanımı da üretim kültürünü desteklerken taşıma kaynaklı karbon salımını azaltabiliyor.

Sabri Pasayigit OYAK Siluet

SP Architects, Antalya’da düzenlenecek COP31’in mimari proje ve koordinasyonunu üstlendi. Bu konudaki görüşlerinizi de bizimle paylaşır mısınız?

Bugün mimarlığın iklim krizi ve sürdürülebilirlik tartışmalarının dışında kalması mümkün değil. Artık yalnızca iyi yapılar tasarlamak değil; kullandığımız kaynakları, malzemeyi, enerjiyi, suyu, yapının yaşam döngüsünü ve kentle kurduğu ilişkiyi birlikte düşünmek zorundayız. COP31’in bu yıl Türkiye’de gerçekleştirilecek olması da bu açıdan çok kıymetli. SP Architects olarak COP31’in mimari proje ve koordinasyonunu üstleniyoruz; Sıfır Atık kapsamında da farklı ölçeklerde merkez, müze ve pavyon projeleri geliştiriyoruz.

COP31’de mimari projeyi yürütmenin yanı sıra Bakanlık ve ilgili devlet kurumları, farklı proje müellifleri ve Birleşmiş Milletler tarafı arasındaki proje ve tasarım koordinasyonunu da yürütüyoruz. Böyle çok paydaşlı projelerde Lead Designer’ın rolü yalnızca tasarımı üretmek değil; farklı disiplinleri ortak bir tasarım hedefi etrafında buluşturmak ve tasarımın bütünlüğünü korumak.

İklim meselesi tek bir disiplinin çözebileceği bir konu değil. Geleceğin yaşanabilir kentlerinin, farklı disiplinlerin ve kurumların birlikte üretme ve birbirini destekleme kültürünün güçlenmesiyle mümkün olacağına inanıyorum.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu