Türkiye’nin saygın mimarları İnşaat Dünyası Dergisi’ne konuşuyor: Aydan Volkan
İnşaat Dünyası Dergisi Eylül-Ekim 2025 sayısında “Mimarlar Ne Diyor?” özel dosyasında Türkiye’nin saygın mimarlarını ağırlamaya devam ediyor. Kreatif Mimarlık Kurucu Ortağı Mimar Aydan Volkan dosya çerçevesinde sorularımızı yanıtladı. Volkan, “Mimari vizyonumuzun temeli, projelere bütüncül bir yaklaşımla bakmaktır. Bir mimari proje gelişimini üç aşamada tanımlıyorum: düşünsel boyutu, hayata geçme yani inşaat aşaması ve yapının artık kendi başına var olduğu evre” dedi.
1992’de Yıldız Teknik Üniversitesi Mimarlık Bölümü’nden mezun oldunuz. Kreatif Mimarlık’ın kuruluş öyküsünü ve ofisinizin mimari vizyonunu nasıl tanımlarsınız?
Yıldız Teknik Üniversitesi Mimarlık Bölümü’nden mezun olduğumda, kariyerimin ilk yıllarında aklımda tek bir düşünce vardı: sadece mimarlık yapmak, tasarlamak ve üretmek. Bu amacımı gerçekleştirme biçimim, düşündüğümden farklı bir yöne evrildi. O dönem çalıştığım ofiste şimdiki ortağım Selim Cengiç’le tanıştım. Yurt dışında yaşarken, bana ortaklık teklif etti ve ben de kabul ederek Türkiye’ye geri döndüm. Bugün geriye dönüp baktığımda, iyi ki o teklifi kabul etmişim çünkü Kreatif Mimarlık, sadece Selim ve benden ibaret değil, tam da istediğim gibi kolektif bir akla inanan çok katmanlı bir yapı oldu.
Eylül - Ekim Sayısı Yayında!
İnşaat sektöründeki güncel projeler ve özel röportajlarla dolu yeni sayımızı hemen şimdi okuyun.

Mimari vizyonumuzun temeli, projelere bütüncül bir yaklaşımla bakmaktır. Bir mimari proje gelişimini üç aşamada tanımlıyorum: düşünsel boyutu, hayata geçme yani inşaat aşaması ve yapının artık kendi başına var olduğu evre. Bir toprak parçasından başlayıp en küçük süpürgelik detayına kadar uzanan bir süreçte, yapının sadece estetik değil, aynı zamanda işlevsel, uygulanabilir, yakın çevresine kentsel ölçekte katkı sağlayan ve en önemlisi kullanıcılarının memnun olması bizim için hayati önem taşıyor.
Ofis, konut, otel, hastane ve eğitim yapıları gibi farklı tipolojilerde çalışıyorsunuz. Bir projeye başlarken ilk adımınız nedir? Tasarım süreciniz nasıl işler? Konsept aşamasından detay tasarımına kadar olan süreçte neler ön planda olur?

Bir projeye başlarken attığımız ilk adım, her zaman o projenin amacını anlamaktır. Bu aşamada, benim için çok kıymetli olan “yuvarlak masa” metaforu devreye girer. Projenin kendisi masanın tam ortasında dururken, tüm paydaşlar—işveren, mühendisler, danışmanlar, hatta kullanıcılar—o masanın etrafında eşit mesafede oturur. Bu yaklaşım, kişisel isteklerden bağımsız olarak, herkesin fikrini ve uzmanlığını sürece dahil edebildiği bir çalışma ortamı hazırlar. Mühendislerin, danışmanların veya işverenin söylediklerini anlamak için hepimiz çaba gösteririz. Masada bir kişi eksikse, o projenin en baştan eksik başladığına inanırım.
Tasarım sürecimiz bu kolektif diyalogla şekillenir. Konsept aşamasında fikirler çarpışır ve en iyi olanlar ortaya çıkar. Detay tasarımına geçtiğimizde ise projenin uygulanabilirliği ve kalitesi en önemli önceliğimiz olur. Mimari bir yapının ömrünün bizim ömrümüzden uzun olduğunun farkındalığında, iyi eskimesi ve zamana direnebilmesi için çalışırız.
Mimarlığın sürdürülebilirlik ile ilişkisini nasıl tanımlıyorsunuz? Bu çerçevede gelecekte mimarlık pratiğinde hangi trendlerin öne çıkacağını düşünüyorsunuz? Kreatif Mimarlık’ın sürdürülebilir mimari ile ilgili yaklaşımı ne olacak?
Ne yazık ki, günümüzde sürdürülebilirlik mimaride bir pazarlama aracına dönüştü. Oysa benim için iyi tasarlanmış bir mimari yapı zaten yeşil bina sertifikalarının kriterlerini fazlasıyla karşılar. İyi bir mimar, iyi bir mimarlık ürünü tasarlamak için yola çıktığında, sürdürülebilirlik bu çabanın doğal bir sonucu olur. Sürdürülebilir mimariyi tek başına düşünmek mümkün değil. Sürdürülebilir bir mimari, ancak ekonomi, kültür, üretim ve siyaset gibi toplumu etkileyen tüm unsurlar sürdürülebilir olduğunda anlam kazanır.

Sürdürülebilirlik benim için bir yapının kendi kendine yetebilmesi, kendi enerjisini ve suyunu üretebilmesi demektir. Gelecekte mimarlıkta bu yaklaşımın daha da önem kazanacağını düşünüyorum. Artık sadece çevre dostu malzemeler kullanmak yeterli olmayacak; yapılar birer yaşam döngüsü olarak tasarlanacak.
Gelecekte mimarlık, neredeyse sıfır enerjiyle işleyecek yapılarla ilerleyecek. Ancak iyi mimari, hiçbir zaman sadece algoritmalarla ve sertifikalarla üretilemez. Her zaman gelişmiş sosyal değerlerin, insan emeğinin ve özeninin gerekeceğine inanıyorum.
Kreatif Mimarlık olarak, sürdürülebilir mimariye yaklaşımımızı Piri Reis Üniversitesi projesinde somutlaştırdık. İşverenlerin “öğrencilerin gemi üzerinde yetiştiği gibi bir kampüs” isteği, bizi sürdürülebilirlik uzmanlarıyla bir araya getirdi. Sonuç olarak, kendi enerjisini ve suyunu üretebilen bir kampüs ortaya çıktı ve bu proje, sürdürülebilir mimarinin bir zorunluluk olduğunu bize gösterdi.
“Mimari manifestomdur” dediğiniz projeniz hangisidir? Manifestonuzun hangi önemli değerlerinin hayata geçmiş halidir?
Mimari manifestomuzun tek bir projeyle açıklanabileceğini düşünmüyorum. Bizim manifestomuz, bütüncül mimari yaklaşımımız, kolektif akla olan inancımız ve mesleğimize duyduğumuz özendir.
Eğitim, konut, sağlık veya ticari yapılar… Her biri kendi içinde farklı dinamikler barındıran, yeni bir meydan okumadır. Her projenin farklı bir hikayesi, farklı bir programı ve farklı paydaşları var. Bu yüzden manifestomuz, tek bir tipolojide değil, bu farklılıkları kapsayan ve her projeye uyguladığımız ortak felsefemizde gizli.
Bu felsefemizin temelinde, “yuvarlak masa” metaforu yer alıyor. Kreatif Mimarlık manifestosu bu kolektif diyalogdan, her projenin özüne inmek için gösterdiğimiz bu çabadan ve ortak bir akılla ürettiğimiz çözümlerden oluşuyor.

Yakın olduğunuz, doğasına hâkim olduğunuz ve bu hakimiyetin karşılığında onun da sizin dilinizden anladığına emin olduğunuz malzeme hangisidir? Bu malzemenin yer aldığı, öne çıkan projelerinizden örnekler verebilir misiniz?
Doğasına hâkim olduğumuz ve dilinden anladığımıza inandığımız malzemelerden biri, brüt beton diyebiliriz. Onun ham ve yalın hali, bende her zaman bir ifade gücü yaratır. Beton, zamana direnen ve benim için dürüst bir malzemedir. Örneğin Piri Reis Üniversitesi’nde bu malzemeyi kullandık.
Betonun hem strüktürel sağlamlığını hem de estetik potansiyelini bir araya getirerek, yapının güçlü ve zamansız bir kimliğe sahip olmasını sağladık.








