Makale

Seçil Kılıç: Doğru iletişimin yolu hedef kitlenin beklentilerini doğru mecralarda cevaplamaktan geçiyor

İnşaat Dünyası Dergisi Eylül – Ekim 2025 sayısında “Kurumsal İletişim” bölümünde Baymak Pazarlama ve İletişim Direktörü Seçil Kılıç’ı ağırladı. “Doğru iletişimin yolu hedef kitlenin beklentilerini doğru mecralarda cevaplamaktan geçiyor” başlıklı makalede Seçil Kılıç doğru iletişim – doğru mecra ilişkisini mercek altına aldı. Kılıç, “Küresel ölçekte hızla değişen iş dünyasında kurumsal iletişim, şirketlerin yalnızca dış dünyaya mesaj aktarma aracı olmaktan çıktı; markaların değerlerini, vizyonunu ve toplumsal duruşunu yansıtan bir stratejik yönetim alanı haline geldi. Bugün kurumlar yalnızca “ürün” satmıyor. Onlarca alternatifin olduğu bir pazarda, güven, değerler ve samimiyet en güçlü farklılaştırıcı unsur haline geliyor” dedi.

Pimapen insaatdunyasi BANNER

Küresel ölçekte hızla değişen iş dünyasında kurumsal iletişim, şirketlerin yalnızca dış dünyaya mesaj aktarma aracı olmaktan çıktı; markaların değerlerini, vizyonunu ve toplumsal duruşunu yansıtan bir stratejik yönetim alanı haline geldi. Bugün kurumlar yalnızca “ürün” satmıyor. Onlarca alternatifin olduğu bir pazarda, güven, değerler ve samimiyet en güçlü farklılaştırıcı unsur haline geliyor.

Müşterinin yolculuğunu anlamak, çalışanları sürecin aktif bir parçası haline getirmek, dijital kanalları verimli kullanmak ve farklı jenerasyonlara özel iletişim stratejileri geliştirmek; kurumların hem itibarını hem de sürdürülebilir başarısını doğrudan etkiliyor. Bir markanın kimliğini, değerlerini ve vizyonunu tüm paydaşlarına doğru ve tutarlı şekilde aktarabilmesi, uzun vadeli güvenin en önemli kaynağı.

ID Temmuz Agustos 2026 kapak 1

Temmuz - Ağustos Sayısı Yayında!

İnşaat sektöründeki güncel projeler ve özel röportajlarla dolu yeni sayımızı hemen şimdi okuyun.

Dergiyi Oku »

EMPATİYLE TASARLANMIŞ İLETİŞİM

Bir markayla kurulan her temas noktası, aslında müşteri deneyimini yeniden şekillendirir. Web sitesinde geçirilen birkaç saniyeden, çağrı merkezinde alınan yanıta kadar her detay; müşterinin marka hakkındaki algısına doğrudan etki eder. Bu nedenle iletişim, müşteri ile yolculuğun yalnızca bir destek unsuru değil, en kritik parçasıdır.

İşte bu noktada empati haritası devreye girer. “Müşteri ne düşünüyor, ne hissediyor, neye ihtiyaç duyuyor?” sorularına yanıt arayan bu yaklaşım, markaların müşteriyi yalnızca tüketici değil; bir birey olarak görmesini sağlar. İyi kurgulanmış bir empati haritası, iletişimin dilini belirleyerek, müşteri yolculuğunu daha insancıl hale getirir.

Beklentileri karşılayan, hatta ötesine geçen deneyimler müşteri memnuniyetini artırır ve uzun vadeli bağlılık yaratır. Üstelik bu sadece olumlu anlarda değil, olumsuz deneyimlerde de geçerlidir. Şikâyetler ve krizler, her kurum için kaçınılmazdır. Fakat bu durumlar, empatik bir dil ve hızlı geri dönüşlerle sadakate dönüştürülebilir.

Baymak Secil Kilic

REKLAM + DİJİTALLEŞME = DAHA VERİMLİ İLETİŞİM

Reklam, kurumsal iletişimin en görünür yüzü. Yıllar boyunca televizyon spotları, gazete ilanları ya da açıkhava mecraları bu görünürlüğü sağladı. Ancak dijitalleşmenin getirdiği dönüşümle birlikte reklam artık yalnızca tek yönlü bir mesaj verme aracı değil; daha hızlı, daha etkileşimli ve ölçümlenebilir bir iletişim alanı haline geldi.

Yapay zekâ destekli içerik üretim araçları hem fikir geliştirme hem de görselleştirme süreçlerini hızlandırıyor. Dijital kurgular ise bir reklam filminin haftalar yerine günler içinde tamamlanmasını mümkün kılıyor. Bu dönüşüm, sadece hız kazandırmakla kalmıyor; aynı zamanda bütçelerin çok daha etkin kullanılmasını sağlıyor. Kısacası, reklam ile dijitalleşmenin kesişim noktası; daha verimli, daha dinamik ve daha sürdürülebilir bir iletişim anlamına geliyor.

JENERASYONLARA GÖRE İLETİŞİM STRATEJİSİ

Her kuşak farklı bir dil, farklı bir yaklaşım bekliyor. Bu nedenle tek tip iletişim artık mümkün değil. Baby Boomers kuşağı televizyon, basılı yayınlar ve e-posta gibi geleneksel kanallardan etkilenirken Millennials hız, samimiyet ve toplumsal duyarlılık beklentileriyle sosyal medyada özellikle Instagram ve YouTube üzerinden markalarla bağ kuruyor.

Gen Z söz konusu olduğunda ise çok daha farklı bir dinamik ortaya çıkıyor. Bu kuşak, kısa, yaratıcı ve eğlenceli içeriklere yöneliyor; TikTok, Reels veya interaktif içerikler onlar için öncelikli. Ayrıca bu nesil markalardan yalnızca ürün değil, net bir duruş da bekliyor. Dolayısıyla doğru iletişim, ancak hedef kitlenin değerleri, beklentileri ve kullandıkları mecralarla buluştuğunda anlam kazanıyor.

ÇALIŞANLAR: EN GÜÇLÜ MARKA ELÇİLERİ

Secil Kilic
Seçil Kılıç

Bir kurumun değerlerini ve samimiyetini en güçlü şekilde yansıtanlar, öncelikle kendi çalışanlarıdır. Çalışanların LinkedIn gibi profesyonel mecralarda görünür olması, yalnızca kişisel kariyerlerini desteklemekle kalmaz; aynı zamanda kurumun bilgi birikimini, kültürünü ve değerlerini daha geniş kitlelere taşır. Bu tür paylaşımlar, markanın güvenilirliğini artıran doğal bir iletişim kanalı işlevi görür.

Çalışanların aktif katılım sağladığı toplumsal sorumluluk alanları ise bu elçiliğin en etkin olduğu araçlardan birisidir. Bugün kurumsal gönüllülük yapısını bünyesinde kurmuş ve işler hale getirmiş olan markaların, itibar endeksinin daha yüksek olduğu görülmektedir.

Kurumsal gönüllüğün çalışanlar üzerindeki olumlu motivasyon ve aidiyet duygusuna katkısı bilinmektedir. Çalışanların kendi inisiyatifleriyle, kurumu temsil ederek sosyal hizmet vermeleri, liderlik becerilerini geliştirmeleri ve kurumsal gönüllülük sayesinde gizli kalmış yetenek ve becerilerini hayata geçirmeleri, çalışanların mutluluk, kişisel gelişim ve aidiyetine olumlu katkıda bulunurken, kurum itibarına da katkı sağlar.

Dolayısıyla çalışanların gönüllü faaliyetlere katılımı aidiyeti de pekiştirir ve markanın topluma katkısını daha inandırıcı hale getirir. Çünkü dışarıdan gelen mesajlar çoğu zaman pazarlama faaliyeti gibi algılanırken, içeriden yükselen ses çok daha güçlü bir etki yaratır. Çalışanların aktif katılımı sayesinde marka, yalnızca kurumsal bir kimlik değil, insan odaklı bir değerler bütünü olarak algılanır.

AMAÇ ODAKLI SOSYAL SORUMLULUK

Sosyal sorumluluk projelerinin, ana odağı marka görünürlüğünü artırmak olmamalı. Toplumun ihtiyaçlarının doğru tespit edilerek, farklı alanlar için fayda üretmek ve bunun için net bir hedef belirlemek bu projelerin etkisini belirler. Tüketici, markaların samimiyetini en çok bu noktada ölçer; yalnızca reklam unsuru algısı yaratan girişimler ise çoğu zaman inandırıcılığını kaybeder.

Gerçek, ölçülebilir sonuçları olan, sürdürülebilir projeler, markalarla insanlar arasında güçlü bir duygusal bağ kurulmasını sağlar. Bu noktada markanın gerek sivil toplum kuruluşlarını destekleyerek gerekse özgün projelerinde, çalışanların rolünün kritik öneme sahip olduğunu tekrarlamak gerek. Çünkü; markanın değerlerini gönüllü olarak temsil eden aidiyeti yüksek, mutlu, birikim ve uzmanlığını topluma aktarma fırsatı bulan çalışanların hem topluma katkıya hem de marka kültürüne katacağı değer geleceğe yapılan en önemli yatırımdır.   

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu