Türkiye’nin saygın mimarları İnşaat Dünyası Dergisi’ne konuşuyor: Kerem Erginoğlu & Hasan Çalışlar
İnşaat Dünyası Dergisi Eylül-Ekim 2025 sayısında “Mimarlar Ne Diyor?” özel dosyasında Türkiye’nin saygın mimarlarını ağırlamaya devam ediyor. Erginoğlu & Çalışlar Mimarlık Kurucu Ortakları Kerem Erginoğlu ve Hasan Çalışlar dosya çerçevesinde sorularımızı yanıtladı. Erginoğlu & Çalışlar, “Biz, her projede bağlamı, kullanıcıyı ve çevreyi merkeze alan bir yaklaşımı benimsiyoruz. Bunun, Türkiye’deki mimarlık ortamında bizi farklılaştıran en önemli duruşlardan biri olduğunu düşünüyoruz” dedi.
1993’ten bu yana geçen 32 yılda Erginoğlu & Çalışlar’ın mimarlık sektöründeki konumunu nasıl tanımlarsınız? Erginoğlu & Çalışlar Mimarlık’ı farklı kılan temel değerler ile ilgili neler söylemek istersiniz?
Biz, her projede bağlamı, kullanıcıyı ve çevreyi merkeze alan bir yaklaşımı benimsiyoruz. Bunun, Türkiye’deki mimarlık ortamında bizi farklılaştıran en önemli duruşlardan biri olduğunu düşünüyoruz.
Eylül - Ekim Sayısı Yayında!
İnşaat sektöründeki güncel projeler ve özel röportajlarla dolu yeni sayımızı hemen şimdi okuyun.
Yola çıktığımız günden bu zamana gelinceye kadar geçen 32 yılda hem ciddi bir deneyim birikimi kazandık hem de sürekli değişen koşullara karşı hep yenilenerek iyi işlere imza atmaya devam ettik.
Temel değerlerimiz arasında en başta sorgulayıcı olmak var. Hiçbir projeyi hazır formüllerle çözmeyiz. Her zaman “Başka nasıl olabilir?”, “Daha iyi nasıl yapabiliriz” diye soruyoruz. İkinci olarak, takım ruhu bizim için çok kıymetli. Ofisimizi birlikte düşünmenin ve üretmenin mekânı olarak görüyoruz. Ayrıca esneklik ve uyum bizim genlerimizde var; farklı ölçeklerde, farklı coğrafyalarda, farklı kültürlerle çalışabilmemizin sebebi de bu. Ayrıca hem işveren ilişkilerinde hem de toplumsal sorumlulukta şeffaf, adil ve sorumluluk sahibi olmayı önemsiyoruz.

Bizi belki de en farklı kılan şey, bu değerleri tasarıma birebir yansıtabilmemiz. Yani ortaya çıkan mimari sadece biçimsel değil, aynı zamanda kültürel, sosyal ve çevresel bağlamı da taşıyor. Bu yüzden 32 yıldır aynı heyecanla üretmeye devam ediyoruz.
Mimarlık, iç mekân ve kentsel tasarım alanlarında yenilikçi projeler üreten Erginoğlu & Çalışlar olarak mimarlık pratiğinizde yerel bağlamı nasıl ele alıyorsunuz? Türkiye’nin coğrafi ve kültürel dinamiklerini projelerinize nasıl yansıtıyorsunuz?
Mimarlık pratiğimizde yerel bağlamı ele alış biçimimiz, ölçeğe ve projeye göre değişiklik gösterir. İç mekân tasarımında “yerellik” doğrudan belirleyici bir unsur olmaktan ziyade, daha çok kurumların kimliğiyle ilişkili. Bu noktada kullanıcıların ihtiyaçlarını ve kurumsal kültürlerini anlamak, tasarım sürecimizin temelini oluşturuyor.

Mimarlık söz konusu olduğunda ise hiç şüphesiz bağlam en önemli girdilerden biri. Bulunduğu coğrafya, iklim koşulları, topografya, arazi eğimi, yerel doku gibi unsurlar, projenin kimliğini şekillendirirken bizim için yol gösterici olur. Bu verileri, güncel ihtiyaçlarla uyumlu şekilde yeniden yorumlayarak tasarıma aktarırız.
Kentsel ölçekte ise yaklaşım biraz daha farklılaşıyor elbette. Örneğin modern kent dokusu içerisinde bir proje üretiyorsanız, tasarım dili daha çağdaş bir yönelim gösterir. Buna karşın, tarihi bir bölgede çalışıyorsanız, bağlamın ruhunu ve mevcut değerlerini gözeten, daha duyarlı ve korumacı bir yaklaşım sergilemek gerekir. Dolayısıyla her ölçekte ve bağlamda, tasarımın yönünü belirleyen temel unsur, bulunduğu çevreyle kurduğu ilişkidir.
“Mimari manifestomuzdur” dediğiniz projeniz hangisidir? Manifestonuzun hangi önemli değerlerinin hayata geçmiş halidir?
Aslında katı bir “mimari manifestomuz” yok. Biz; kendimizi çağdaş ve nitelikli tasarımlar üretmeye odaklanmış bir ofis olarak tanımlıyoruz. Bunu yaparken de mimarlığın dilini ve kurallarını doğru bir şekilde kullanmaya özen gösteriyoruz. Her proje kendi bağlamı, ihtiyaçları ve kullanıcılarıyla farklı bir yaklaşım gerektiriyor. Dolayısıyla biz, “ressamın boş tuval karşısında serbestçe üretmesi” gibi değil, belirli kurallar ve sorumluluklar çerçevesinde tasarım yapıyoruz.
Çağdaş bir tasarım anlayışımız var; bununla birlikte mümkün olduğunca zamansız yapılar üretmeye çalışıyoruz. Kısa sürede eskimeyecek, birkaç yıl içinde demode olmayacak, uzun vadeli değer taşıyacak projeler ortaya koymayı önemsiyoruz. Projelerimizde bir dil birliği, tasarım anlayışımızdan kaynaklanan bir tutarlılık görülebilir. Ama bu, katı bir manifesto değil; daha çok iş yapma biçimimizden ve titizliğimizden doğan bir yaklaşım.

Bazı mimarlık ofisleri belirli bir stil ya da akım üzerinden tanımlanabilir; parametrik, diyagramatik ya da dekonstrüktif gibi. Bizim için böyle bir kategorileştirme söz konusu değil. Bizim için önemli olan, bulunduğumuz bağlama, işverenin ihtiyaçlarına ve çağdaş mimarlık ilkelerine uygun, nitelikli bir tasarım ortaya koymak. Dolayısıyla ofisimizin tasarımları, kendini tekrar eden bir “stil” üzerinden değil, her defasında özgün bir bağlam okuması ve titiz bir tasarım süreci üzerinden şekilleniyor.
Yakın olduğunuz, doğasına hâkim olduğunuz ve bu hakimiyetin karşılığında onun da sizin dilinizden anladığına emin olduğunuz malzeme hangisidir? Bu malzemenin yer aldığı, öne çıkan projelerinizden örnekler verebilir misiniz?
Projelerimizde doğal malzemelere öncelik vermeyi önemsiyoruz. Özellikle doğal taş ve ahşap, tasarımlarımızda sıkça tercih ettiğimiz malzemeler arasında yer alıyor. Giydirme cephe veya alüminyum kompozit kaplama gibi yüzey çözümlerini ise çok sınırlı ölçüde kullanıyoruz.
Bizim için önemli olan, yapay bir etki yaratmayan, olduğu gibi görünen ve dönüştürülebilir malzemelerle çalışmak. Bu yaklaşım, hem mimari dilimize hem de sürdürülebilirlik anlayışımıza katkı sağlıyor. Ayrıca yeni ve dönüştürülebilir malzemeleri de yakından takip ediyor, uygun projelerde tasarımlarımıza entegre ediyoruz.
Örnek olarak son yıllarda gerçekleştirdiğimiz projelerden strüktürel ahşap ile tasarlanan ve inşa edilen Fransız Okulu ek binası, doğal taş kullanılan Süper Enerji, Datça Emecik Evleri, tamamen doğal ve yerel malzemelerle tasarlanan Palanga Keçi Korunağı’nı söyleyebiliriz.
Türkiye’de kentsel dönüşüm ve kültürel mirasın korunması gibi konularda mimarların sorumluluğunu nasıl görüyorsunuz? Erginoğlu & Çalışlar bu alanlarda nasıl katkılar sunmayı hedefliyor?
Mimarlık süreci aslında çok aktörlü bir yapıya sahip. Keşke bu süreçte yalnızca mimar belirleyici konumda olabilseydi. Ancak mevcut durumda kurallar, kurullar, politikacılar, müteahhitler, yatırımcılar, belediyeler ve daha pek çok farklı paydaş sürece dâhil oluyor.

Bu çok aktörlü yapı içerisinde mimarın rolü çoğu zaman son derece sınırlı. Bazen mimara, süreci meşrulaştırmak veya görünürde daha şeffaf kılmak amacıyla sembolik bir rol verildiği de görülebiliyor. Türkiye özelinde değerlendirildiğinde, bu çok katmanlı yapının sağlıklı ve başarılı bir şekilde işletildiği örneklerin oldukça sınırlı olduğunu söylemek mümkün.
Biz kentsel dönüşüm ve kültürel mirasın korunması konularında, çağdaş mimarlık yaklaşımını tarihsel ve sosyal bağlamla buluşturmayı hedefleyen projeler geliştirmeye çalışıyoruz. Toplumsal hafızayı, kentsel kimliği ve sürdürülebilirliği gözeten bir yaklaşım benimsiyoruz.
Kültürel mirasın korunması konusunda tarihi yapıları sadece “koruma” odaklı değil, aynı zamanda çağdaş yaşama entegre eden bir anlayışla ele alıyoruz. Restorasyon ve yeniden işlevlendirme projelerinde, mevcut değerleri görünür kılarken, günümüz ihtiyaçlarına cevap veren sürdürülebilir çözümler geliştirmek tasarım kararlarımızı alırken her zaman en önemli çıkış noktamız oluyor. Böylece geçmiş ile bugün arasında köprü kuran, yaşayan mekânlar ortaya çıkarmayı hedefliyoruz.








