Yeni tasarım ve içeriğiyle okurlarıyla buluşan Türkiye’nin en köklü inşaat dergisi olan İnşaat Dünyası dergisi, Türkiye’nin lokomotif sektörü olan inşaat ve yapı sektörünün uluslararası gelişimini ana misyonu olarak görür ve yıllardır ödün vermediği yayıncılık çizgisini sürekli geliştirerek bu misyonu gerçekleştirmeyi hedefler.

Türkiye Seramik Federasyonu SERKAP Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Tahsin Yamaner: Birim fiyatlarımızı artırmak için çalışmalıyız

Türkiye Seramik Federasyonu’nun faaliyetlerinden bahseder misiniz?
[kutusol=4228]Türkiye Seramik Federasyonu birbirleriyle bağlantıları olan altı dernekten oluşuyor. Bunların içinde en yoğun olan dernekler hem üye adedi hem de büyüklüğü yönünden öne çıkan Seramik Kaplama Malzemeleri Üreticileri Derneği (SERKAP) ve Seramik Sağlık Gereçleri Üreticileri Birliği’dir (SERSA). Diğer yandan ağırlıklı olarak Batı Anadolu’da  inşaat malzemeleri satan bayilerimizin Tesisat İnşaat Malzemecileri Derneği (TİMDER) de TSF derneklerinden…

Faaliyetlerinin temelinde sektöre çözüm üretmek yatan Federasyon’umuz, bütün bu derneklerin çalışmalarıyla sektörün hammadde, enerji ya da ihracat gibi sorunlarını araştırıyor, bize gelen talepleri devlet nezdinde takip ediyoruz.

Örnek verecek olursak; bazı hammaddeler SİT alanına alınıyor, SİT alanına girmesi sebebiyle hammaddenin çıkarımı ile ilgili sorunlar oluşuyor.
Bize bu durumu bildiren üyemizi haklı görüyorsak, Çevre Bakanlığı’na gidip durumu izah ediyor, bu hammaddenin bizim için gerekliliğini anlatıyoruz. Bazı yanlış yöresel uygulamaları Bakanlık nezdinde düzeltiyoruz.

Orta Anadolu İhracatçılar Birliği’ne üyeyiz ve konuyla ilgili Ekonomi Bakanlığı’nın verdiği teşvikleri takip ediyoruz. Devlet tarafından takip edilecek işleri genel sekreterliğimiz vasıtasıyla yürütüyoruz.

TÜRKİYE ŞANSLI BİR DÖNEMDE
Türkiye, dünya seramik sektörü sıralamasında kaçıncı sırada yer alıyor?

Çin’in seramik üretimi için konuşulan rakam 5.7 milyar m2 civarında ve tartışmasız, açık ara birinci. Türkiye ise karoda yaklaşık olarak sekizinci sırada. İtalya 363 milyon m2, İspanyollar şimdi ekonomik krizle beraber küçülmelerinin etkisiyle yaklaşık 300 milyon metrekare üretim yapıyorlar. Türkiye de yaklaşık olarak 420 milyon m2 civarında üretim yapıyor. Dolayısıyla biz onlarla sıralamaya giriyoruz.
Türkiye şu anda bana kalırsa çok şanslı bir dönemde. İtalya ve İspanya’nın iç pazarları ekonomik krizden dolayı küçüldü. Avrupa pazarı en azından stabil. Burada Türkiye’nin mal sattığı Avrupa pazarını yani İngiltere, Almanya, Hollanda gibi pazarlardan bahsediyorum. Türkiye’nin İtalya ve İspanya gibi ülkelere herhangi bir aktivitesi yok. Özellikle kuzey ülkelerinde pazar küçülmesi şu aşamada olmadı. Krizden beri hemen hemen stabil giden -Fransa hariç- büyümeler var. İngiltere de büyüyor, Almanya stabil, Fransa biraz geri gitti. Aslında Türkiye’nin ihracatta şansının en iyi olduğu dönemdeyiz. Ama tabi bir de şöyle bir sorun var. İç pazar da çok iyi. Dolayısıyla yönelecekleri alan konusunda bir ikilem içindeler.

PETROL FİYATLARINDAKİ DÜŞÜŞÜN ETKİLERİNİ GELECEK SENE GÖRECEĞİZ
Arap Baharı, seramik sektörünü nasıl etkiledi?

Bence Arap Baharı, Türkiye için çok önemli bir yeri olan Libya pazarını etkiledi. Irak pazarı son dönemlerde politik gerginlikler nedeniyle çok etkilendi.
Diğer Arap pazarlarında bugüne kadar bir sorun yoktu. Körfez ülkeleri ve Suudi Arabistan’da durum gayet iyiydi. Ancak petrol fiyatlarındaki düşüş, o ülkelerin gelirlerini etkiliyor. Onun etkilerini gelecek sene göreceğiz. Türkiye ve Rusya faktörü çıktı. Rusya’da da şu anda bir ekonomik kriz var. Bunlar 2015’i etkileyecek. Etkileyecek ama bu tarafta da büyüyen pazarlar var.

Türkiye bana kalırsa 2014’te sattığını 2015’te de satacak. Bizim sorunumuz miktardan çok birim fiyatlarımız. Bunu artırmak için gayretlerde bulunulmalı. Tasarım, teknik kalite ve pazarlama gibi enstrümanları iyi kullanırsa birim fiyatı da artar.
2016’yı nasıl görüyorsunuz o halde? Aşağıya doğru bir hareket mi gerçekleşecek?
Pazar ekonomisinin gelişimini ve onun etkilerini tam göremiyoruz. Ancak ben bir düşüş olacağını zannetmiyorum. Bir tarafta petrol fiyatları düşüyor. Türkiye’nin bu sene petrol fiyatlarındaki düşüş sebebiyle 18 milyar dolar cari açığı azaldı. Gelecek sene de bu pozitif olacak. Bu yalnız bizim için değil, bütün enerji tüketen ülkeler için geçerli.

Cari açıktan kalan parayla bu tip ülkelerin ekonomilerinin daha iyi olması lazım. Ancak bir tarafta da Avrupa’nın en büyük alıcısı olan Rusya var. Ruble’nin yüzde 40-50 devalüe olması ile Avrupa menşeli mallar aşırı fiyat artışına girdiler. Rusya pazarı bütün ülkeler için kötü. Şimdi önümüzdeki dönemde bu dengeleri göreceğiz. Petrolün 3 ay evvel bu fiyata düşeceğini kimse bilmiyordu. Onun için ben de “bu böyle olur”, “bu şöyle olmaz” diye çok kesin bir söz söyleyemiyorum.

O kadar değişken var ki… Mesela Amerika’da kaya gazı, kaya petrolü vardı. Amerika ekonomisinin bu kadar canlanmasında mali politikalarının yanı sıra çok ucuz enerjnin rolü vardı. Suudi Arabistan’ın çok ucuza çıkarttığı bir petrol var. Amerikalılar kaya gazını çok pahalıya çıkarıyor. Şimdi Suudi Arabistan 45 dolardan petrolü satmaya devam ederse Amerika’daki kaya gazı işi ne olacak, göreceğiz.

Bir sorun olduğunu zannetmiyorum. İç pazardaki bu dinamizmimiz ve inşaat sektörünün çok iyi gitmesi bizi yine iyi bir noktada tutacaktır.

AFRİKA PAZARI İÇİN DEVLETİN ROLÜ ÖNEMLİ
Afrika’yı nasıl görüyorsunuz?

Kuzey Afrika’yı hiç göremiyoruz çünkü kuzey Afrika’yla ilgili üçüncü ülkeler anlaşmamız yok. Mesela MAGREP’e, anlaşması olduğundan dolayı Avrupa Birliği malları çok düşük gümrükle giriyor. Onlar İtalya’dan, İspanya’dan, Fransa’dan gümrüğü çok düşük şekilde mal alıyorlar. Halbuki Türkiye’ye gümrük var.

Türkiye’nin gümrük birliğine girmesi ile Avrupa Birliği’nin bu üçüncü ülkelerle yaptığı anlaşmalara uymak zorundayız. Bu anlaşmalar Türkiye’nin özellikle o MAGREP tarafında çok aleyhine işleyebiliyor. Bunların istisnası Libya’ydı. Libya bize sıfır gümrük uygulardı ama o pazar gitti. MAGREP’te Türkiye için çok iş yok.
Diğer Afrika ülkelerine gelince Batı Afrika tarafına gitmemiz nakliye yönünden çok zor. Önce çözülmesi gereken konu oraya nasıl ulaşılacağı. Malın fiyatının değil de ulaşımın hallolması lazım. Halbuki Fransızların Marsilya’dan ulaşması çok daha kolay. Uzun vadede evet kesinlikle Afrika iyi bir pazar ama lojistik sorunu çözülmeden kolay bir iş değil. Doğu tarafı daha kolay. Orada da çok bir aktivitesi yok Türk firmalarının ama Etiyopya, Sudan gibi ülkeler daha kolay görünüyor.

Devlet teşviki mi gerekiyor Afrika’nın Türkiye’ye pazarı olabilmesi için?
Devletin temel politika olarak Afrika’da olma kararını vermesi gerekiyor. Çin Afrika’ya girmeye karar vermiş. İnşaat firmalarını Afrika’ya gönderiyor. O ülkelere kredi açıyor. Az gelişmiş ülkelerle ticaretin gelişmesi için ilgili ülke gidiyor Sudan’a 100 milyon dolar kredi veriyor.

Ancak bu kredinin kullanımını kendi ülkesinden yapılacak alımlarda geçerli kılıyor. Bu bir ticari oyun. İş bu şekilde oturuyor ve bir döngü oluşuyor. Devlet bunu yaparsa Afrika ideal ama henüz ortada böyle bir konu yok.

PORSELEN KARO, SERAMİK SEKTÖRÜNÜN ÜST SEGMENT ÜRÜNÜDÜR
Porselen karo üretimindeki artış, kentsel dönüşüm çalışmaları ve mütekabiliyetle ilgili mi? Bir başka ifadeyle porselen karo sektörü neden 2014 yılında hızlandı?
Direkt olarak yasal düzenlemelerin ilgisi var denemez. Bu sonuca bağlamak mümkün değil. Ancak miktar olarak katkısının olduğu aşikar. Bu pazarın bu kadar canlı olması, çıkan yasalarla ve TOKİ’nin faaliyetleri ile de ilgili; yoksa Türkiye birden bire bu kadar büyük rakamlara erişemezdi. Son üç senedir süren bu akım devam edecek gibi duruyor. Bunun porselen karoyla birebir ilişkisi yok.

Klasik seramik, üretimde daha boyutu küçüktü ve tabii taşla daha az rekabet edebilen ürünlerdendi, çünkü kırılgandı, rektifiye edilmiyordu. Porselen karo, seramik sektörünün bir üstü. Hiçbir şekilde kirlenmez, su emmez; yüzeyi istediğiniz şekilde şekillendirebileceğiniz vaziyette ve büyük ebatlı. Yani aynı tabii taş gibi ebatlandırabiliyorsunuz, döşerken tıraşlayabiliyorsunuz. Aynen tabii taştaki gibi sıfır derzle döşüyorsunuz.

EĞER HAMMADDE SORUNU ÇÖZÜLÜRSE KARO SEKTÖRÜNÜN ÖNÜ AÇIK
Sektörünüzde yaşanan kil sorunu ve bu sorunun muhtemel yansımalarından bahseder misiniz?

Türkiye’nin kil sorunu aslında 10 senedir var. Sağlık gereçlerinde hammadde sorunu orantısal olarak karo sektöründeki kadar yüksek değil. Belki 20 senedir kısmen İngiltere’den getirerek bu sorun çözülüyor. Türkiye’de döküm killeri az olduğu için İngiltere’den ithal ediyorlar ama girdi içinde çok fazla bir şey tutmadığından maliyetleri ve ekstra masrafları karşılayabiliyorlar.

Karo sektöründeki sorun ise sektörün büyümesiyle belirdi. Yılda neredeyse 300 milyon metrekare üretim yapılıyor. Ortalama 20 kilodan hammaddesini hesaplasanız yılda 6 milyar kilo ediyor.

Bütün seramik sektörünün üç temel hammaddesi var. Kuvars, feldspat, ve kil. Kuvars yönünden hiçbir sorun yok. Feldspatımız dünyanın en iyisi fakat kil yatakları sınırlı. Bir de üzerine SİT ve çevre koruma durumları var. Uzun vadede kil yatakları sorunu görünüyor.

Kısa vadede çözüm olarak, en büyük yatakların olduğu Şile için 2018’e kadar izin verildi. Ancak 2018 dediğiniz 3 yıl sonrası… Süre çok yakın. Bunun alternatifi Ukrayna’dan fabrikalarımıza kil getirmek. Özellikle ihraç ederken maliyet artışını almanız kolay değil. Avrupa’da bir karonun minimum ve maksimum değerleri var. Fiyatlar 8 avro ile 15 avro arasında değişiyor. Türkiye olarak satış fiyatında 8 avronun bile altındayız. Şimdi o 8 avronun altındayken bir de yüzde 10 kil maliyetleri fiyatları eklenirse işimiz zor. Ne akıl üretilecek ben de bilmiyorum.

Çevreciler kil yataklarındaki kazı çalışmaları için kızıyorlar ama o kil yatakları işlenmediğinde bir faydası da olmayacak. Bunun yanı sıra yasal bir zorunluluk olarak kazılan alanların doldurulması ve ağaçlandırılarak rehabilite edilmesi de gerekiyor. Eğer bu hammadde sorunu çözülürse karo sektörünün önü açık. Ancak çözülmezse Ukrayna’dan kil ithal etmek zorunda kalırız.

Bu işin sonu Ukrayna’da bir tesis kurup ihracatı Ukrayna’dan diğer ülkelere doğru gerçekleştirmeye mi gider?
Kilin kendi 30 dolarken oradan Türkiye’ye nakliyesi 40 dolar. Orada kil yatağı almanın da çözüm olamayacağı ortada. Söylediğiniz gibi bir formül olursa memlekete bir faydası olmayacak.

AVRO’DAKİ DÜŞÜŞ İHRACATÇILARI ZORLAR
2015 için öngörüleriniz nelerdir?

Öngörümüz iç pazar için aynı miktarlarda inşaat sektörünün hükümet politikası olarak aynı seviyelerde devam etmesi. Zaten büyük ihtimalle enflasyonun aşağıya doğru inişi kredi faizlerini de düşürecektir. Dolayısıyla bugün faizlerin biraz yüksek olması nedeniyle konut kredileri yeteri kadar çalışmıyor. Bu olumlu gelişmeler, olumlu şekilde yansıyacaktır. Biraz ihracatçılara sorun gözüküyor. Kurdan dolayı sorunları olacak. Türkiye çoğunlukla malını avro olarak satıyor. Amerikan dolarına karşı avro değer kaybediyor. Dolar ise bizim sektörümüzü çok ilgilendirmiyor. Bizim pazarımız avro ile gerçekleşiyor. O bölgedeki krize piyasaya avro sokarak müdahale etme gibi bir durumları var. Bu da Türk lirasının avro karşısında değerlenmesine neden olur.

Birim fiyat artırmak için tasarımı, inovasyonu ürünlerimize katmadığımız sürece 6 avroya sattığınız ürünü, yine 6 avroya satmak durumunda kalırız. Dolayısıyla kur farkından kaynaklanan dengesizlik kar payına yansır. İhracatçı zorlanacak ama başka bir seçenek de yok. Büyük laflar etmek istemem ama kolay olmayacak.

Unicera Fuarı’nda TSF’nin rolü nedir?
Unicera Fuarı’nı derneğimiz TİMDER ile işbirliği içerisinde düzenliyoruz. Bu önemli fuarın organizasyonunda Federasyon’umuzun hem ticari hem teknik bir yönü var.

Unicera ile ilgili özellikle ilgilendiğimiz konulardan biri fuarın uluslararası bir hale gelmesi. Bunun gerçekleşmesi için gerekli girişimlerde bulunuyoruz. Bu konuya hem TÜYAP bir bütçe ayırıyor hem de OAİB. Orta Anadolu İhracatçılar Birliği’nin bütçesinden faydalanıp yabancı ziyaretçiler getiriyoruz, onlara bilgi veriyoruz, Türk seramiğini tanıtmaya çalışıyoruz.

Unicera’nın Türkiye’de devam eden bir fuar olmasını mı istiyorsunuz?
Yabancıların Türkiye’ye gelmesini ve burada Türk mallarını görmesini istiyoruz. Bugüne kadar Unicera ulusal bir fuardı. Yerli bayiler, nihai tüketiciler ve mimarların geldiği bir organizasyondu. Şimdi biz onu uluslararası bir fuar haline getirmek istiyoruz.

Katılımcılarının değil, ziyaretçilerinin uluslararası olmasını amaçlıyoruz. Bizim derdimiz yabancıların stand açmasından çok Almanya’dan, Fransa’dan, Rusya’dan konuyla ilgili kişilerin Türkiye’ye gelerek yerli üreticilerimizin açtığı standları ziyaret etmesi ve Türk seramiğini tanıması ile ilgili.

Önceden Türkiye gidip yabancı fuarlara katılıyordu. Türk firmaları Almanya’da, İtalya’da, Amerika’da fuarlara halen katılıyorlar. Şimdi biz diyoruz ki orada ziyaretçi olan kitleyi Unicera’ya getirelim. Çünkü firmalarımız en iyi standlarını Unicera’da yapıyor. En iyi ürünlerini en iyi şekilde gösterdikleri yer Unicera. Biz Amerika’ya çok gideceğimize Amerikalı müşteri, Alman müşteri Türkiye’ye gelsin. Yani akışı tersine çevirmeye çalışıyoruz.

Unicera 2015’ten beklentiniz nedir?
Zengin doku, renk ve desen çeşitliliği, estetik görünümleri, dayanıklılıkları, sürdürülebilir ve ekonomik olma avantajlarıyla mimarlar ve iç mimarlar tarafından özellikle büyük metrajlı kamusal projelerde tercih edilen porselen karoların yıldızının, 2015’te de Türk seramik sektörünü yeni pazarlara ulaştırmayı ve yeni alıcılarla buluşturmayı hedefleyen UNICERA’da daha da parlayacağını düşünüyorum.

Bu anlamda mimarları ve iç mimarları, porselen karolar başta olmak üzere, banyo ve mutfak sektöründeki tüm yeniliklere hakim olabilmeleri için 24-28 Şubat tarihleri arasında UNICERA’ya davet ediyorum.