Türkiye’nin saygın mimarları İnşaat Dünyası Dergisi’ne konuşuyor: Mehpare Evrenol
İnşaat Dünyası Dergisi Eylül-Ekim 2026 sayısında “Mimarlar Ne Diyor?” özel dosyasında Türkiye’nin saygın mimarlarını ağırlamaya devam ediyor. Evrenol Architects Kurucusu Mehpare Evrenol dosya çerçevesinde sorularımızı yanıtladı. Mehpare Evrenol, “Tekrarlayan bir mimari dil yerine, her projede o yere ait yeni bir hikâye üretmeyi önemsiyoruz. Mimarlığın ancak yaşamı kolaylaştırdığı, kullanıcıya esneklik sunduğu ve bulunduğu çevreye değer kattığı ölçüde kalıcı olacağına inanıyoruz” dedi.
Evrenol Architects’in kuruluş hikayesi ve mimari/tasarım felsefesiyle ilgili düşüncelerinizi bizimle paylaşır mısınız?
Evrenol Architects‘i kurarken temel amacımız yalnızca bina tasarlamak değildi; insanların yaşam biçimlerini, alışkanlıklarını ve kentle kurdukları ilişkiyi yeniden düşünmeye davet eden mekânlar üretmekti. Kurulduğumuz günden bu yana mimarlığı, estetik ve teknik üretmenin ötesinde sosyal, kültürel ve ekonomik dinamikleri bir araya getiren çok katmanlı bir disiplin olarak görüyoruz.
Her projenin kendi bağlamını dikkatle okumaya çalışıyoruz. İklim, topoğrafya, kullanıcı profili, bulunduğu kentin hafızası ve geleceğe dair potansiyeli tasarım kararlarımızı şekillendiriyor. Tekrarlayan bir mimari dil yerine, her projede o yere ait yeni bir hikâye üretmeyi önemsiyoruz.
Eylül - Ekim Sayısı Yayında!
İnşaat sektöründeki güncel projeler ve özel röportajlarla dolu yeni sayımızı hemen şimdi okuyun.
Mimarlığın ancak yaşamı kolaylaştırdığı, kullanıcıya esneklik sunduğu ve bulunduğu çevreye değer kattığı ölçüde kalıcı olacağına inanıyoruz.

Evrenol Architects projelerinde iş hayatı ve günlük yaşamı aynı potada eriten yenilikçi çözümler öne çıkıyor. Hibrit çalışma ve home office düzeninin konut planlarına yansımasında bizi hangi köklü değişiklikler bekliyor?
Pandemiyle birlikte başlayan dönüşüm aslında bugün kalıcı bir yaşam modeline dönüştü. Artık konut yalnızca yaşadığımız yer değil; zaman zaman çalıştığımız, sosyalleştiğimiz, öğrendiğimiz ve üretim yaptığımız çok işlevli bir yaşam alanı.
Bu nedenle geleceğin konutlarında en önemli kavramın “esneklik” olacağını düşünüyorum. Mekânların günün farklı saatlerinde farklı ihtiyaçlara cevap verebilmesi gerekiyor. Bir çalışma alanı gerektiğinde çocuk odasının uzantısına, bir oturma mekânı küçük bir toplantı alanına dönüşebilmeli.
Bunun yanında doğal ışık, akustik konfor, temiz hava, açık alanlarla kurulan ilişki ve dijital altyapı artık tasarımın ayrılmaz parçaları. Biz de projelerimizde kullanıcıların değişen yaşam senaryolarına uyum sağlayabilecek plan kurguları geliştirmeye özen gösteriyoruz. Çünkü geleceğin iyi tasarlanmış konutu, değişime en kolay adapte olabilen konut olacaktır.

Türkiye’de lüks konut ve karma kullanım projelerinin önemli örnekleri Evrenol Architects imzası taşıyor. Söz konusu projelerin sürdürülebilir mimari/tasarıma (enerji verimliliği, işlevsellik ve estetik) katkısıyla ilgili görüşlerinizi bizimle paylaşır mısınız?
Bugün sürdürülebilirlik yalnızca enerji verimliliği sağlayan teknolojileri kullanmak anlamına gelmiyor. Bizim için sürdürülebilirlik, tasarımın ilk fikrinden başlayarak yapının tüm yaşam döngüsünü kapsayan bütüncül bir yaklaşım.
Bir yapının uzun yıllar kullanılabilmesi, farklı ihtiyaçlara uyum sağlayabilmesi ve eskimeden değerini koruyabilmesi de sürdürülebilirliğin önemli bir parçası. Bu nedenle planlama kararlarından cephe tasarımına, malzeme seçiminden doğal aydınlatmaya kadar her aşamada uzun vadeli performansı gözetiyoruz.
Karma kullanım projeleri de bu açıdan önemli fırsatlar sunuyor. Günün farklı saatlerinde yaşayan, yaya hareketini destekleyen, ulaşım ihtiyacını azaltan ve farklı kullanıcı profillerini bir araya getiren yapılar kent yaşamına da olumlu katkı sağlıyor. Biz estetik, işlevsellik ve çevresel sorumluluğun birbirinden ayrı düşünülemeyeceğine inanıyoruz.

Evrenol Architects’in “Mimari manifestomdur” dediği projesi hangisidir? Söz konusu proje manifestonuzun hangi önemli değerlerinin hayata geçmiş halidir?
Tek bir projeyi “manifestomuz” olarak tanımlamak yerine, farklı ölçeklerde gerçekleştirdiğimiz projelerin ortak değerleri temsil ettiğini söyleyebilirim. Her biri farklı bir bağlamda gelişse de insan odaklı yaklaşım, güçlü mekânsal kurgu, bağlamla kurulan ilişki ve detay kalitesi tüm projelerimizin ortak paydasını oluşturuyor.
Bizim için iyi mimarlık gösterişli olmak değil; zaman içinde değerini koruyabilmek, kullanıcı tarafından benimsenmek ve bulunduğu çevreye katkı sağlayabilmektir. Bu nedenle her yeni proje aslında yıllar içinde geliştirdiğimiz tasarım anlayışının yeni bir yorumu oluyor.

Yakın olduğunuz, doğasına hâkim olduğunuz ve bu hakimiyetin karşılığında onun da sizin dilinizden anladığına emin olduğunuz (yapı) malzeme hangisidir? Bu malzemenin yer aldığı, öne çıkan projelerinizden örnekler verebilir misiniz?
Ben malzemeye hiçbir zaman tek başına estetik bir unsur olarak bakmıyorum. Her malzemenin kendi karakteri, dokusu, yaş alma biçimi ve kullanıcıyla kurduğu farklı bir ilişki var.
Doğal taş, ahşap ve brüt beton yıllardır üzerinde çalışmayı sevdiğimiz malzemeler arasında yer alıyor. Özellikle doğal taşın zamansızlığı, ahşabın sıcaklığı ve betonun yalın ifadesi doğru oranlarda bir araya geldiğinde güçlü mekânsal deneyimler oluşturabiliyor.
Ancak bizim için önemli olan malzemenin kendisi değil, doğru yerde ve doğru amaçla kullanılması. Malzeme tasarımın önüne geçmemeli; tasarım fikrini güçlendirmeli. Bu yaklaşımı hem konut projelerimizde hem de otel, ofis ve karma kullanım projelerimizde farklı ölçeklerde uyguluyoruz.
Son olarak mimarlığın geleceğiyle ilgili düşüncenizi bizimle paylaşır mısınız?
Mimarlığın bugün hiç olmadığı kadar disiplinler arası bir çalışma alanına dönüştüğünü düşünüyorum. Teknoloji, sürdürülebilirlik, kullanıcı deneyimi ve kent yaşamı artık birbirinden bağımsız değerlendirilemiyor.

Önümüzdeki dönemde de yalnızca bugünün ihtiyaçlarına cevap veren değil, geleceğin yaşam biçimlerine uyum sağlayabilecek yapılar üretmeye devam edeceğiz.








