Mimari Tasarım

DBArchitects Kurucu Ortağı Bünyamin Derman’dan İnşaat Dünyası’na özel: Sürdürülebilir Mimari nasıl olmalı?

İnşaat Dünyası Eylül 2021 sayısında “Mimari Tasarım Sanat” bölümünde “Sürdürülebilir Mimari”yi sektörün değerli mimarlarıyla masaya yatırdı. “Sürdürülebilir Mimari” ile ilgili İnşaat Dünyası’na özel açıklama yapan DBArchitects Kurucu Ortağı Bünyamin Derman, “Sürdürülebilir mimari öncelikle bütüncül bir düşüncenin ürünü olmalı” dedi.

Pimapen insaatdunyasi BANNER

Sürdürülebilirlik kavramı uzunca bir süredir pek çok alanla ilişkilendirilerek tartışılan, üzülerek ifade etmeliyim çoklukla bir pazarlama vitrini olmaktan öteye pek yol alamayan bir konu. Sanırım birçok insan sürdürülebilirliği alıştığımız yaşantının, tüketime ve büyümeye dayalı ekonomik modelin sürdürülmesi olarak anlıyor. Oysa sürdürülebilirlik kavramının varlığı bile dünyadaki yaşamın devamlılığına bağlı. Bu da alıştığımız yaşantının, bu yaşantıyı belirleyen ekonomik modelin küresel ölçekte değişmesini gerektiriyor. Büyüme üzerine kurulu ekonominin sürdürülebilir yaşam ekonomisine dönüşmesi, paranın alım gücünün belirlediği tüketim alışkanlıklarının ihtiyaçların belirlediği tüketime evrilmesi gerekiyor. Tek kelimeyle anlatırsak, ihtiyaç duyulan şey sadeleşmek.

Sürdürülebilir mimarinin de öncelikle bütüncül bir düşüncenin ürünü olması gerekiyor. Umberto Eco, nesne – özne etkileşimi üzerine, ‘Bir ürün daha tasarlanırken aynı zamanda bir tüketim tanımı yapar’ diyerek, tasarının hem nesne hem de onun etkileri üzerine olduğunun altını çizer. Bu bağlamda mimarlık eylemi, yapının üzerinde yer aldığı çevreyi dönüştürme biçimi ve kullanıcılarına sunduğu yaşantı ile sürdürülebilir bir dünya için katkısı yadsınamayacak bir eylemdir.

ID Temmuz Agustos 2026 kapak 1

Temmuz - Ağustos Sayısı Yayında!

İnşaat sektöründeki güncel projeler ve özel röportajlarla dolu yeni sayımızı hemen şimdi okuyun.

Dergiyi Oku »

Mimaride sürdürülebilirlik denince çoklukla akla ilk, ısıtma, soğutma, aydınlatma gibi ihtiyaç duyduğu enerjiyi yenilenebilir enerji kaynaklarından sağlayarak kendi kendine yeten ya da bilgisayar teknolojisiyle ihtiyaç duyduğu kadar ısınan, aydınlanan akıllı binalar geliyor. Bu çabalar tabii ki önemli, ancak gerçek manada bir sürdürülebilirlik için konuya kentsel ölçekte yaklaşmak gerekir. Üst yapı kararları verilirken kentin yeşil alanları, su havzaları, rüzgâr koridorları korunmalı, yoğunluk artışının getireceği altyapı yükü vs. planlanmalı. Mimaride sürdürülebilirlik, yapının sahip olduğu çevreci özellikler kadar doğru bir kentleşmeyle de ilgilidir. Artık daha fazla toprak, daha fazla yeşil kaybetme lüksümüz yok. İhtiyaç duyduğumuz yapılaşmayı, mevcut yapı stokunun doğru dönüştürülmesiyle çözmek zorundayız. Bu da kentlerin on, otuz, elli yıllık planlamalarını bilimin ışığında yapmamızı gerektiriyor.

Ekotasarım bugünün popüler konusu gibi görünse de aslında çok eski bir kavram. Dünyanın eski ve yerel kültürlerindeki yapı inşa gelenekleri incelendiğinde, coğrafyanın ve iklimin şekillendirdiği, doğayla sulh içinde bir mimariyle karşılaşırsınız. Birbirine yakın yapıların oluşturduğu gölgeli dar sokaklar, rüzgârın yapı içinde dolaştırılarak serinlik verdiği rüzgâr kapanları, avlularda su havuzları, ara mekânlar, galeri boşlukları… Demek istediğim rüzgârı, yeşili, suyu kullanarak ya da çift cidarlar, ara mekânlar, cam yüzeylerle güneşi kontrol ederek doğal iklimlendirmeyi mimari tasarımın bir parçası olarak kullanmak çok eski bir bilgi. Yerel ve doğal malzemelerle yapı inşası da öyle. Bununla ihtiyaç duyulan sürdürülebilir ve ekolojik tasarımın %40’lık kısmı karşılanıyor. Kalan kısım için de teknoloji katkı sunuyor. Bundan sonra inşa edilen binalarda; doğal iklimlendirmeye imkân sağlayan yeşil çatıları, enerji ihtiyacının doğal yollardan karşılanması için solar ve fotovoltaik panelleri, yağmur suyu ve diğer kullanım sularının yeniden kullanıma uygun hale getirilmesini sağlayan, katı atıkların geri dönüştürülerek enerji üretiminde biokütle olarak kullanımına olanak veren altyapı sistemlerini, alan içinde enerji ve rüzgâr tribünlerini daha çok göreceğiz.

Yapıya dönüşen her toprak parçasının, içinde yer aldığı çevreye de değer kattığı projeler üretme çabasındayız. Yapı malzeme seçimlerimiz, su ve enerji tasarrufuna olanak veren teknoloji tercihlerimiz, yeşili bir doğal iklimlendirme unsuru olarak zeminden yapı katlarına ve çatıya taşıyan tasarım anlayışımızla sürdürülebilir bir gelecek çabası içindeyiz. Bu bağlamda Tekfen/Bomonti Konutları, Esin Yapı/İstanbloom, Kapital Gayrimenkul/DLP No1, hem kentsel yaklaşımı hem sürdürülebilir yapı teknolojilerine sahip oluşları hem de kullanıcılarına sundukları yaşantı ile ilk akla gelen LEED sertifikalı projelerimiz.

Vodafone Arena da mimarisi, kullanılan malzemeleri ve akıllı bina teknolojisiyle yeşil stadyum fikri üzerine çalıştığımız bir başka yapıdır. DB Mimarlık olarak yaptığımız çalışmaların bir bölümünü de kentsel tasarım projeleri oluşturuyor. Özellikle kentsel tasarım, bugünün problemleriyle yüzleşirken çözümlerin bir gelecek öngörüsüyle yapılmasını gerekli kılan bir alan. Bu da hem heyecanı hem sorumluluk duygusunu arttırıyor.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu