Yeni tasarım ve içeriğiyle okurlarıyla buluşan Türkiye’nin en köklü inşaat dergisi olan İnşaat Dünyası dergisi, Türkiye’nin lokomotif sektörü olan inşaat ve yapı sektörünün uluslararası gelişimini ana misyonu olarak görür ve yıllardır ödün vermediği yayıncılık çizgisini sürekli geliştirerek bu misyonu gerçekleştirmeyi hedefler.

HASTANE İKLİMLENDİRMESİNDE HAVA KALİTESİ VE KONFOR DÜŞÜK ENERJİ TÜKETİMİYLE SAĞLANMALI

BİRHAN EMRE YAZICI
ENDÜSTRİ MÜHENDİSİ – NKY ARCHITECTS & ENGINEERS CEO’SU

“Hastanelerdeki havalandırma ve iklimlendirme sistemleri yeni teknolojiler paralelinde gelişiyor, ancak temelde hedefler; daha az enerji tüketimi, daha iyi hava kalitesi ve konfor şartlarının sağlanmasıdır. İklimlendirmede, mekânın fonksiyonel durumuna göre, teknik veri ve şartnamelerin göz önünde bulundurulması, virüs taşıyan hastaların kaldıkları odaların negatif basınçlı olarak tasarlanması, havalandırma sistemleri tesisatlarının bağımsız şekilde planlanması ve uygulanacak tedavi prosedürlerine hem sağlık çalışanı hem de hasta tarafından uyulması büyük öneme sahip.”

Dünyanın öncelikli gündemi haline gelen corona virüs salgını, sağlık alanında birçok konunun detaylı şekilde incelenmesini de beraberinde getirdi. Hasta ve sağlık çalışanları açısından büyük öneme sahip olan havalandırma ve iklimlendirme sistemleri de kuşkusuz bu alanların başında geliyor. Bu noktada Türkiye’deki hastaneler ve sağlık merkezleri, uluslararası normlar dikkate alındığında nasıl bir noktada konumlanıyor?

Sanayileşmenin artmasıyla dünya nüfusu kentlerde toplanmaya başladı. Bu durum insanları üretim yapılan mekânlarda, ulaşımda, eğlencede, yemekte, sporda ve eğitimde tarihte olmadığı kadar toplu olarak kapalı ve açık mekânlarda bir araya getirdi. İnsanlar arasındaki mesafeler çok yakınlaştı. Düşünün, dünyanın bir noktasında birkaç kişide görülen bir virüs çok kısa zamanda dünyayı sarıyor ve bir kaos yaratabiliyor. Bu bize, artık insanlar arasındaki iletişime bağlı yaşam tarzının din, ırk, kültür farkı gözetmeksizin temelde birbirine benzemeye başladığını gösteriyor. İnsanlar arası mesafelerin yakınlaşması yetmezmiş gibi, diğer taraftan insan üretim ve hareketliliğinden kaynaklanan çevre kirliliği iklimleri değiştirmeye başladı. Bu değişimin getirdiği riskler elbette öngörülüyordu. Konuya kafa yoran bilim insanları gerekli uyarıları zaten yapıyorlardı. Bulaşıcı hastalıkları yapan mikrop ve virüsler nihayet ölümcül şekilde insanlığın kapısını çaldı. Bugün korana yarın belki başka bir tehlike yine gelecek. Bu bağlamda yeni tasarlanan sağlık tesislerinde havalandırma ve iklimlendirmede hem TSE’ye hem de uluslararası standartlara dikkat ediyoruz. Türkiye’de özellikle 2007’den sonra konseptleri NKY tarafından yapılan sağlık tesislerinin tümünde uluslararası standartlara uyumluluk gözetilmiştir. Kurallar, yapılacak hastanelerin teknik şartnamelerine işlenmiştir. Yeni yapılan ve yapılmakta olan hastaneler bu standartlara göre inşa ediliyor.

Özellikle hastanelerin mimari tasarım aşamasından başlamak üzere, havalandırma ve iklimlendirme sistemlerinin kurgusu ve uygulaması nasıl yapılmalı?

Havalandırma ve iklimlendirme sistemleri yeni teknolojiler paralelinde gelişiyor, ancak temelde hedefler aynı; daha az enerji tüketimi daha iyi hava kalitesi ve konfor şartları. Virüs salgını konuyu hastaneler üzerine yoğunlaştırıyorsa da konu sadece bu değil, toplu bulunulan bütün mekânlarda insan güvenliğini ön plana çıkaran yeni bir bakış açısı ve mühendislik anlayışı getirmenin icap ettiğini düşünüyorum. Çünkü buraları halletmeden hastane yalnız kalır. Yeni tasarlanan hastanelerde güncel olarak kullanılan mekânın özelliğine göre bahsettiğim uluslararası normlara uygun şartnameler var, planlama, kurgu ve uygulama da bu şartnameler doğrultusunda yapılıyor. Yeni yapılacak hastaneleri mimari tasarımın yanında, elektronik ve mekanik kurguyu etkileyecek olan karmaşık birçok yeni problemin beklediğini söyleyebilirim.

BİRHAN EMRE YAZICI
ENDÜSTRİ MÜHENDİSİ – NKY ARCHITECTS & ENGINEERS CEO’SU

HASTANE İKLİMLENDİRMESİ HER MEKÂNIN İHTİYACINA GÖRE UYGULAMA VE AYRINTI GEREKTİRİR

Hastaneler için projelendirilen havalandırma ve iklimlendirme sistemleri, diğer yapılar için tasarlanan ve uygulanan sistemlerle kıyaslandığında ne tür farklılıklar görüyoruz?

Hastanelerde uygulanan havalandırma ve iklimlendirme sitemleri ile diğer yapılar arasında kıyaslama yaptığımızda teknik ayrıntıya girmeden söyleyebileceğimiz farklılıklar söz konusudur. Hastane yapıları başka kamusal kullanımlı yapılara sanılandan daha fazla benzemez. Özellikle hastanelerdeki ihtiyaç programında bahsedilen yoğun bakımlar, ameliyathaneler ve teşhis tedavi ünitelerinin fonksiyonel özellikleri, bu mekânların niteliğine göre negatif veya pozitif basınçlandırma gibi birtakım sonuçları olan ve aynı zamanda havadaki partikülleri süzen, iklimlendirmeyi mekânın fonksiyonel durumunu dikkate alarak yapan teknik veri ve şartnameler doğrultusunda tasarlanıyor. Diğer yapılarda ise, sadece ısıtma ve soğutmaya yönelik bir iklimlendirme ve havalandırma söz konusudur. Burada amaç mekândaki konfor şartlarını sağlamaktır. Oysa hastanelerde konfor şartlarını sağlamanın yanında her mekânın ihtiyaçlarına göre bir uygulamaya ve ayrıntıya girilmesi gerekir.

DOĞRU SİSTEMLERİN TERCİHİ MALİYET DEĞİL, AVANTAJ SAĞLAR

Doğru sistemlerin tercihi ve kurulumu, hastanelerde gerek hasta gerekse personelin sağlığı açısından hangi riskleri ortadan kaldırır?

Dünya genelinde her 100 hastanın tedavisi esnasında 3 ila 10’unda hastane enfeksiyonu gelişmektedir. Amerika’da bu konuda yapılan bir araştırmanın sonuçlarını hatırlıyorum. 2011’de Amerika’da hastanede bulaşılan enfeksiyonlar nedeniyle 75.000 kişi ölmüştür. Ayrıca hastanede bulaşan enfeksiyon hastalıklarının tedavisi için 28 milyar dolar fazladan harcama yapılmak zorunda kalınmıştır. Ülkemizde ve dünyada hastane enfeksiyonlarının servislere dağılımına bakıldığında farklılıkların yanı sıra servislerin özelliği nedeniyle sık görülen enfeksiyon türleri de değişmektedir. Üriner sistem enfeksiyonlarının yanında cerrahi kliniklerde cerrahi alan enfeksiyonları önem kazanırken, yoğun bakım birimlerinde solunum sistemi enfeksiyonları ön plana çıkmaktadır. Bu nedenle hastaların bakım maliyetleri artmakta, hastanede yatış süreleri 2,5 kat veya daha fazla uzamaktadır. Direkt tesisat yoluyla yayılan Lejyoner hastalığı gibi tehlikeli bulaşıcı hastalıklar söz konusu olabilmektedir. Bu bağlamda hastanelerde enfeksiyonları yaratan mikroorganizmalara karşı koruma sağlayan tercihler ilk başta hastane uygulamalarında maliyet gibi görünse de, hasta kaybı, tedavi sürelerinin kısalması, hasta ve hasta yakınlarının ve hastane çalışanlarının korunması açısından oluşan maliyeti fazlasıyla karşılamaktadır.

Virüs taşıyan hastaların kaldıkları odalar için iklimlendirme ve havalandırma sistemleri ayrı bir plan kapsamında mı tasarlanıyor ya da yeniden ele alınıyor? Bu noktada hayati önem taşıyan hususlara dair neler söylemek istersiniz?

Bakteri ve özellikle virüsler havadan nasıl bulaşır? Öncelikle Virüsler 0.005 mikron ile 0.015 mikron arasındadır. Bakteriler ise, 15 ila 50 mikron arasındadır. Yani bakteriler virüslerden 1000 kat büyüktür. Ameliyathanede kullanılan HEPA filtreler, 0.3 mikron ve daha büyük parçaların yüzde 99.97’sini yakalayabilirler. Yani bakterilerin büyük bölümünü yakalayabilirler, virüsleri en modern ameliyathane filtreleri bile yakalayamaz. Virüsler nanometre boyutunda olduklarından izafi olarak ağırlıksızdırlar. Bunlar kütle çekim etkisi ile mukus, tükürük, deri, bakteri veya havadaki tozlara yapışır ve sadece bunlarla uçuşabilir ve yer değiştirir hale gelirler. Hapşırma, öksürme gibi bir itici güç ile insandan çıkan ve ağırlığı olan parçacıklara yapışarak uzağa gidebilirler. Her bir öksürükte ağızdan ortalama 3.000 damlacık tükürük fırladığı biliniyor. Hapşırmada ise bu sayı 40.000 civarındadır ve hızı ortalama 150-160 km/h olabilir, hatta tekil bazı parçacıkların hızı 300-320 km/h hıza kadar ulaşabilir ve bu partiküller 1.5 m – 2 m uzağa gidebilir. Mantıken HEPA filtre ile bu virüslerden 1.000-100.000 kez büyük parçacıklar yakalanabiliyorsa bunlara yapışan havadan yayılan virüslerin yüzde 99.97’sini de yakalamış oluruz. Bütün bu senaryoyu oda içerisinde hapşırma ve öksürme üzerine kurarak yapıyoruz. Ancak partiküllere yapışan virüsler henüz bu şekilde yakalanmadan ortamdaki eşya ve objelere yapışma ihtimali çok yüksektir. Bu nedenle enfeksiyon havadan yayıldığından çok daha fazla kondüktivite ile yayılır. Yani dokunduğunuz her yer, soluduğunuz havadan çok daha tehlikelidir. O halde HEPA filtre havalandırmalarla korunmak yüzde yüz korana için koruyucu olabilir diyemeyiz. Korunmak için olmasa da virüsün ortama yayılmasını önleyici negatif basınçlanma ve maske kullanımı daha pratik bir çözüm olarak görünüyor. Ne kadar az yayılırsa o kadar çok korunuruz. Özetlersem, çok daha pahalı sistemlere gerek kalmadan virüs taşıyan hastaların kaldıkları odaların negatif basınçlı olarak tasarlanmasının ve bunların havalandırma sistemlerinin tesisatlarının her birinin bağımsız şekilde planlanmasının yeterli olacağını ve uygulanacak tedavi prosedürlerine hem sağlık çalışanı hem de hasta tarafından uyulmasının problemi çözeceğini düşünüyorum.

Hastanelerdeki havalandırma ve iklimlendirme sistemlerinin düzenli şekilde bakım ve kontrollerinin yapılması özellikle virüslerle savaşta ne tür kazanımlar sağlar?

Genelde bir sistemi inşa edip çalışmasını sağladıktan sonra prensip olarak işleyen mekanizmada parçalar yorulur, işlevsiz hale gelebilir veya üzerlerinde kir, pas, toz gibi bakteri ve virüs barındıran odaklar ortaya çıkabilir. Sistem içerisinde yer alan filtre gibi hayati öneme sahip parçalar işe yaramaz olur. Sistemin bakımı bütün bu kötü olasılıkları ortadan kaldırır. Riskler ortadan kalkınca daha güvenli ve sağlıklı bir tedavi ortamı sağlanır.

KILAVUZ, İNSAN ODAKLI, AKREDİTE SAĞLIK YAPILARI TASARIMININ ÖNÜNÜ AÇTI

2010 yılında “Türkiye Sağlık Yapıları Asgari Tasarım Standartları” kılavuzu hazırlanarak yayınlandı. Konumuzla da bağlantılı olarak, sağlık yapılarında asgari tasarım standartlarına ilişkin öncelikleri özetler misiniz? Bu önemli kılavuzun sektöre sunduğu katkıya dair neler söylersiniz?

Bu kılavuz çok önemli bir dönüm noktasıdır. Böyle bir çalışmanın içerisinde olmaktan gurur duyuyoruz. Daha önce elimizde böyle bir standart yoktu. Her ne kadar kitabın ismi 2010 yılında geçiyorsa da hazırlanma süresi çok daha önceye 2006 yılı sonlarına dayanır. “Türkiye Sağlık Yapıları Asgari Tasarım Standartları” kılavuzu hazırlanarak çok önemli bir hizmet yapılmıştır.Akreditesağlık yapıları tasarımının önünü açmıştır. Bugün gurur duyduğumuz açılışları yapılanşehir hastanelerinin öncesinde bu fikri çalışmalar yatar. 2007’de biz ve Bakanlık tarafında az sayıda gönüllü insanla başlayan bir yürüyüş var. Aralıksız çalışma temposunda hastane konseptlerinin nasıl olacağı ve buna bağlı olarak hastane ihtiyaç programlarının yazılımına odaklanırken, diğer taraftan da standart araştırmaları ve yazılımı üzerinde çalışıyorduk. Kılavuzun hazırlanması iki yıl sürmüştü. Kılavuzda yer alan konulara ait her standart, kendi alanında uzmanlarla sürekli bir araya gelerek çoklu toplantılarda tartışılmış, analizleri yapılmış ve bunlar dünyadaki örnekleri ile karşılaştırılarak daha yararlı olduğu düşünülen en iyi standartlara dönüştürülerek kitapta yer almıştır. 2010 Türkiye Sağlık Yapıları Standartları Kılavuzunda, öncelik insan odaklı bir tasarım yaklaşımını gözetir. Esneklik, sürdürebilirlik yaklaşımını ön plana çıkarır. Kılavuz sunduğu bu özelliklere uygun yapılan yeni hastanelerimizi, dünyada yapılacak hastanelere örnek olabilecek duruma getirmiştir.

HASTA ODALARININ YOĞUN BAKIM ODALARINA DÖNÜŞEBİLMESİ GELECEKTE BİR STANDART OLACAK

Yaşadığımız bu süreç, virüsle mücadele açısından geleceğin sağlık yapılarının üretimini nasıl şekillendirecek? Bu yapılara mimari tasarımdan başlamak üzere, havalandırma ve iklimlendirme sistemleri açısından ne tür yeniliklerin ekleneceğini öngörüyorsunuz?

Sağlık yapılarının tasarımında virüsle mücadelede geleceğin sağlık yapılarının nasıl şekilleneceğini sadece coronaya bağlı olarak düşünemeyiz. Konuya özel olarak bulaş açısından bakarsak gelecekte başka tanımadığımız mikrop ve virüsler de etkili olacak. Burada önemli olan bu virüslerle ilk tanıştığımızda mevcut sağlık tesislerimizde mücadele edileceğinin farkında olmaktır. Farklı belirsizlikleri önceden kestiremeyiz. Ama gerek iklimsel gerek sağlık konusunda belirli verileri kullanarak tahminler yapabiliriz. Eski hastanelerin birçoğunun yeni koşullara hemen uyum sağlaması sınırlı olacaktır. Bu nedenle salgın hastalıklarla en iyi mücadele, hızlı tedavi ve korumaya odaklı olmaktır. Önerim, kısa zamanda mikrop ve virüslere karşı acil aşı ve ilaç geliştirecek laboratuvarların kurulmasıdır. Dünya çapında uzmanları yetiştirmek ve bunlara güvende çalışacakları BSL3 ortamını sağlamak gerekiyor. Ülkemizin gelecekte buna çok ihtiyacı olacaktır. Sağlık yapılarının geleceği ise, temelde güncelleşen teşhis ve tedavi yöntemlerinin ve teçhizatının geleceğiyle bağlantılı olarak öne çıkıyor. Farklı parametreler devreye girecek ve bunlar da tasarımı çok etkileyecektir. Gelişen yeni teknolojiler tasarımı ve standartları etkiliyor. Son hastane tasarımlarımızda gündeme getirdiğimiz ve uzun zamandır teorik olarak üzerinde çalıştığımız hasta odalarının yoğun bakım odalarına dönüşebilme fikrini sosyal medyada açıklamıştık. Böylece daha esnek bir modele gideceğiz. Gelecekte hastanelerde bunun bir standart olacağını düşünüyoruz. Hastanelerde virüs salgını nedeniyle beklenmedik hasta yığılmalarının oluşacağını ve bu durumda hastalar için olduğu kadar personel için de oda, birim, kat, bina veya ağ bazında farklı kullanım alanlarına ihtiyaç duyulacağını gördük. Yeni hastane tasarımlarında bu konular gündemde olacak. Havalandırma ve iklimlendirme açısından özellikle yoğun bakım ünitelerini gerektiğinde değişken negatif veya pozitif basınca anında çevirecek esnek kullanımlı ve birbirinden bağımsız sistemlerin geliştirilmesi gerektiğini düşünüyoruz. En kısa sürede tüm dünya için hayal ettiğimiz sağlıklı günlere dönmek dileğiyle.