Engin Keçeli: Gayrimenkul geliştirme yalnızca bina yapmak değil, şehir kurmak, yaşam alanı üretmek ve gelecek tasarlamaktır
İnşaat Dünyası Dergisi Mart-Nisan 2026 sayısında “Ayın Konuğu” bölümünde “Kentsel Dönüşüm ve Deprem” çerçevesinde İNDER Yönetim Kurulu Başkanı Engin Keçeli’yi ağırladı. İnşaat ve gayrimenkul sektörünü bir iş alanı değil, uzun yıllara yayılan bir tecrübe ve sorumluluk alanı olarak gördüğünü belirten İNDER Yönetim Kurulu Başkanı Engin Keçeli, “Gayrimenkul geliştirme yalnızca bina yapmak değil, şehir kurmak, yaşam alanı üretmek ve gelecek tasarlamaktır. İNDER’de üstlendiğimiz görev de tam olarak bu anlayışın bir uzantısı” dedi.
İNDER (İnşaatçılar ve Gayrimenkul Geliştiricileri Derneği), kentsel dönüşüm ve deprem ile ilgili sorularımıza geçmeden önce Engin Keçeli’nin sektördeki kariyer yolculuğu ve İNDER Yönetim Kurulu Başkanlığı’na uzanan hikayesinden kısaca bahseder misiniz?
İnşaat ve gayrimenkul sektörü benim için sadece bir iş alanı değil, uzun yıllara yayılan bir tecrübe ve sorumluluk alanı oldu. Sektörün farklı aşamalarında sahayı, üretimi, finansmanı ve yatırımcı beklentilerini yakından görme imkânım oldu. Hep derim, herkes kendi işinin paşası olacak diye. Her sabah kalktığımda işe hala ilk günkü heyecanla gidiyorum. Bu süreç bana şunu gösterdi: Gayrimenkul geliştirme yalnızca bina yapmak değil, şehir kurmak, yaşam alanı üretmek ve gelecek tasarlamaktır. İNDER’de üstlendiğimiz görev de tam olarak bu anlayışın bir uzantısı.
İNDER Yönetim Kurulu Başkanlığı’na uzanan süreçte temel motivasyonum, sektörün yalnızca bugünkü sorunlarına değil, yarının şehirlerine de söz söyleyebilen bir yapı oluşturmak oldu. Bundan önce de uzun yıllar İNDER yönetiminde görevler üstlenmiştim, ki Başkan olmadan önce de Başkanvekili olarak çalışmalara katkı sunuyordum.
Mayıs - Haziran Sayısı Yayında!
İnşaat sektöründeki güncel projeler ve özel röportajlarla dolu yeni sayımızı hemen şimdi okuyun.

İNDER, 2026 YILINI ‘İNSAN ODAKLI DÖNÜŞÜM YILI’ İLAN ETTİ
2026’nın ilk günlerinde İNDER 1. Kentsel Gelişim Zirvesi ile sektör paydaşlarını bir araya getirdiniz. İNDER “kentsel dönüşüm” yerine “kentsel gelişim” kavramını kullanıyor. Söz konusu kavramı kullanma nedeniniz ve kentsel dönüşüm uygulamalarına bakış açınız hakkında neler söylemek istersiniz?
Biz İNDER olarak, 2026 yılını da ‘İnsan Odaklı Dönüşüm Yılı’ ilan ettik. Yıla ilk etkinliğimize de bu temayla başladık. Biz özellikle “kentsel dönüşüm” yerine “kentsel gelişim” kavramını tercih ediyoruz. Çünkü meseleye sadece riskli yapının yıkılıp yeniden yapılması olarak bakmıyoruz. Elbette depreme dayanıklı konut üretimi işin temelidir; ancak şehir dediğiniz şey sadece betondan ibaret değildir. Sosyal doku, mahalle kültürü, ulaşım, yeşil alan, ekonomik hayat, psikolojik aidiyet ve kamusal yaşam da bu sürecin ayrılmaz parçalarıdır.
“Kentsel dönüşüm” kavramı zaman içinde daha teknik ve dar bir çerçeveye sıkıştı. Oysa bizim savunduğumuz yaklaşım, insanı merkeze alan, yaşam kalitesini artıran ve şehirleri daha dirençli hale getiren daha bütüncül bir modeldir. Yani mesele yalnızca yapı stokunu yenilemek değil; o yapının içinde yaşayacak insanlara daha güvenli, daha nitelikli ve daha sürdürülebilir bir kent hayatı sunmaktır.

KENTSEL MÜDAHALE SADECE HUKUKİ YETKİYLE DEĞİL, TOPLUMSAL MEŞRUİYETLE DE YÜRÜMELİDİR
Resmi Gazete’de yayımlanan yeni düzenlemeyle kentsel dönüşümde karar alma süreci köklü biçimde değişti. Özellikle İstanbul gibi deprem tehdidi altındaki şehirlerde, yeni düzenleme hangi avantaj ve dezavantaja yol açar? Kısaca bilgi verir misiniz?
İstanbul gibi zamanla yarışan bir şehirde karar alma süreçlerinin hızlanması başlı başına önemli bir avantajdır. Uzayan itiraz süreçleri, çok taraflı anlaşmazlıklar ve yıllarca masada bekleyen dosyalar, sahadaki ilerlemeyi ciddi biçimde yavaşlatıyordu. Bu açıdan bakıldığında yeni düzenleme, özellikle yüksek riskli bölgelerde süreci daha işler hale getirebilir.
Kentsel müdahale sadece hukuki yetkiyle değil, toplumsal meşruiyetle de yürümelidir. Evet, süreçler hızlanmalı; ama şeffaflık, bilgilendirme ve hak sahiplerinin adil şekilde korunması da aynı ölçüde güçlenmeli.
İNDER MAHALLE KİMLİĞİNİN KORUNMASINDA ÜÇ BAŞLIĞI ÇOK ÖNEMSİYOR
Kentsel dönüşüm uygulamalarında, mahalle kimliğinin korunması konusunda İNDER’in somut önerileri nelerdir?
Mahalle kimliği, şehir hafızasının en güçlü taşıyıcısıdır. Siz bir bölgeyi fiziksel olarak yenileyebilirsiniz; ama o bölgenin ruhunu, ilişkilerini ve aidiyet duygusunu kaybederseniz, aslında sadece binaları değiştirmiş olursunuz. İNDER olarak bu konuda üç başlığı çok önemsiyoruz.
Birincisi, yerinde dönüşüm ilkesidir. İnsanların yaşadığı çevreden kopmadan, sosyal ağlarını koruyarak dönüşümün gerçekleşmesi gerekir. İkincisi, proje tasarımında bölgenin dokusunu dikkate alan mimari ve planlama yaklaşımıdır. Her mahalleye aynı tip proje uygulanamaz. Üçüncüsü ise sosyal donatı ve kamusal alan dengesidir.
Mahalleyi mahalle yapan yalnızca konutlar değil; parkı, sokağı, esnafı, komşuluk ilişkisi ve ortak yaşam alanlarıdır. Bizim savunduğumuz model, sadece bina yenileyen değil, mahalleyi yaşatan bir modeldir.
KENTSEL DÖNÜŞÜM FİNANSMANI MÜTEAHHİT VE VATANDAŞ ARASINA SIKIŞTIRILMAMALI
Önümüzdeki dönemde inşaat maliyetlerindeki artışın kentsel dönüşüm projelerine yansıması nasıl olacak? Maliyet artışının hak sahiplerine yansımasını önlemek için ne tür finansman modelleri geliştirilebilir?
İnşaat maliyetlerindeki artış, kentsel dönüşümün en kritik başlıklarından biri olmaya devam ediyor. Arsa üretiminin sınırlı, finansman maliyetinin yüksek, inşaat girdilerinin dalgalı olduğu bir ortamda dönüşüm projelerini salt özel sektör dengesiyle yürütmek giderek zorlaşıyor. Bu şartlarda maliyet baskısı doğrudan projelerin fizibilitesini etkiliyor.
Hak sahiplerinin bu yükü tek başına taşıması zaten mümkün değil. O nedenle daha güçlü ve yaratıcı finansman modellerine ihtiyaç var. Uzun vadeli düşük faizli dönüşüm kredileri, kamu destekli kefalet sistemleri, vergi ve harç teşvikleri, belirli bölgelerde altyapı katkısının kamu tarafından üstlenilmesi ve gelir paylaşımına dayalı hibrit modeller mutlaka gündemde olmalı.
Kentsel dönüşümün finansmanını yalnızca müteahhit ve vatandaş arasına sıkıştırırsanız, süreci sürdürülebilir kılamazsınız. Burada kamu, finans sektörü ve özel sektörün birlikte çalıştığı yeni bir çerçeve kurulması gerekiyor.
YENİ YAPI TEKNOLOJİLERİ SEKTÖRÜN GELECEĞİ AÇISINDAN SON DERECE ÖNEMLİ
İNDER’in çelik konstrüksiyon sistemleri, modüler yapı ve prefabrik yapı teknolojilerine bakışıyla ilgili bilgi verir misiniz? Deprem gerçeği ile karşı karşıya olan İstanbul’da söz konusu yapıların payı ne olmalı?
Biz yeni yapı teknolojilerini sektörün geleceği açısından son derece önemli görüyoruz. Derneğimizin Yönetim Kurulu’nda da bu yönde çalışmalar yapan arkadaşlarımız var. Ben de geçtiğimiz yıllarda Türk Yapısal Çelik Derneği’nin zirvesine davet edilmiş, konuşma yapmıştım. Çelik konstrüksiyon, modüler sistemler ve prefabrik teknolojiler; hız, kalite kontrolü, sürdürülebilirlik ve deprem güvenliği açısından ciddi avantajlar sunuyor.
Özellikle sanayi yapıları, sosyal donatılar, geçici yerleşimler, kamu yapıları ve belirli konut modellerinde bu sistemlerin çok daha yaygın kullanılabileceğini düşünüyoruz.
İSTANBUL GİBİ DEPREM TEHDİDİ YÜKSEK KENTLERDE ALTERNATİF YAPI TEKNOLOJİLERİNİN PAYI ARTMALI

Ancak burada ideolojik değil, teknik bakmak lazım. Mesele “beton mu çelik mi” tartışması değildir. Asıl mesele doğru zemin etüdü, doğru proje, doğru malzeme ve doğru uygulamadır. İstanbul gibi deprem tehdidi yüksek bir kentte, alternatif yapı teknolojilerinin payı kesinlikle artmalı.
Özellikle hız gerektiren, standart kalite kontrolünün kritik olduğu alanlarda modüler ve prefabrik çözümler daha fazla değerlendirilmelidir. Bundan sonraki dönemde Türkiye’nin sadece daha fazla yapı üretmeyi değil, daha akıllı, daha güvenli ve daha hızlı üretmeyi konuşması gerektiğine inanıyoruz.






