Sürdürülebilir kalkınma amaçlarının iş yapış biçimlerine entegre edilmesi kaçınılmaz
“Yeşil dönüşüm” prensipleriyle hareket eden SKD Türkiye, çevre, ekonomi ve toplumun geleceğine yönelik öncü çalışmalara imza atıyor. Sürdürülebilir kalkınmanın kolektif bir yolculuk olduğuna vurgu yapan İş Dünyası ve Sürdürülebilir Kalkınma Derneği (SKD) Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Ebru Dildar Edin, yeni projeleri ve hedefleri ile ilgili İnşaat Dünyası’nın sorularını yanıtladı.
İş Dünyası ve Sürdürülebilir Kalkınma Derneği (SKD Türkiye)’ni kuruluş amacından başlayarak tanıyabilir miyiz? İlk günden bu güne, derneğin sürdürülebilirlik noktasındaki gücünü ve üstlendiği rolü genel hatlarıyla özetler misiniz?
İş Dünyası ve Sürdürülebilir Kalkınma Derneği (SKD Türkiye), 2004 yılında 13 özel sektör temsilcisinin öncülüğünde kurulmuş ve sadece kurumsal üyelik kabul eden bir iş dünyası derneğidir. Dünya Sürdürülebilir Kalkınma İş Konseyi’nin (WBCSD – World Business Council for Sustainable Development) Türkiye’deki bölgesel ağı ve iş ortağı olan SKD Türkiye, bu işbirliğinin beraberinde getirdiği sürdürülebilirlik birikimini de çalışma grupları faaliyetleri aracılığıyla üyeleriyle ve çeşitli platformlardaki paydaşlarıyla paylaşır. Sürdürülebilir kalkınmayı; ülke kaynaklarının daha verimli kullanılarak geleceğimizin ekonomik ve çevresel olduğu kadar toplumsal ve kültürel boyutlarıyla da doğru programlanması için bir gereklilik olarak görüyoruz. Sadece ekonomik büyümeyi hedefleyen bir kalkınma modelinin uzun vadeli, toplumun her kesimini kapsayan ve doğa dostu faydalar sağlamayacağı gerçeğinden yola çıkarak çalışmalarımızı iş dünyasında bu farkındalığı yaratmak üzere kurguluyoruz.
2016’da hedeflerimizi, Türkiye iş dünyasının mevcut durumunu ve ihtiyaçlarını göz önünde bulundurarak, Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları (SKA’lar) ile uyumlu hale getirdik. Bu temel çerçevede yoğunlaştırdığımız aşağıdaki odak alanlarımız yoluyla uluslararası sürdürülebilir kalkınma gündemini Türkiye iş dünyasına taşıdık. Sürdürülebilir kalkınma, insan yaşamının gereksinimleri ile doğal kaynakların sürdürülebilirliği arasında denge kurularak kalkınmanın; ekonomik, çevresel ve toplumsal dinamiklerin bütüncül bir şekilde ele alınarak programlanmasıdır. Tam bu noktada iş dünyası sürdürülebilirliği odağına alıp, iş yapış süreçlerini değiştirerek hem “iş”in bugününe ve yarınına yatırım yapabilir hem de çevre, ekonomi ve toplumun geleceğine hayati bir etkide bulunabilir. Bahsettiğimiz bu etki ise farkındalık ile başlayan, strateji değişikliğiyle şekillenen bir süreçle ve bütüncül bir yaklaşım ile mümkün. SKD Türkiye olarak tam bu noktada devreye giriyoruz ve sürdürülebilir kalkınma konusunda en önemli aktörlerden biri olan iş dünyasını, bu etkiyi birlikte yaratmak amacıyla aynı çatı altında buluşturuyoruz. 2004 yılında sürdürülebilirlik odaklı tek iş dünyası derneği olarak çalışmaya başladık. Çatı örgütümüz Dünya Sürdürülebilir Kalkınma İş Konseyi’nin tecrübesi ve desteği ile gücümüze güç kattık. Bu yolculukta en değerli yol arkadaşlarımız, sürdürülebilirlik kavramının önemini bizler kadar iyi kavramış üyelerimizdir. Şu anda 20 farklı sektörden 77 üyemiz var. Üyelerimiz, yurtiçi gayrisafi milli hasılasının %15’ini temsil ediyor ve 725 bin kişiye istihdam sağlıyorlar. Her yıl sayıları ve ‘sürdürülebilir iş’e bağlılığı artan üyelerimiz, sürekli bir iletişimin parçası olarak şirketler ve endüstriler arası işbirliğini kuvvetlendiriyorlar. Sürdürülebilirlik yolculuğunun tek başına değil, kolektif bir yolculuk olduğunun farkında olarak bu konuda bilgi ve deneyimlerini paylaşıyorlar.
Temmuz - Ağustos Sayısı Yayında!
İnşaat sektöründeki güncel projeler ve özel röportajlarla dolu yeni sayımızı hemen şimdi okuyun.

Dernek olarak 2021’in ilk yarısını nasıl tamamladınız? 2021 için belirlediğiniz stratejinin detaylarını paylaşır mısınız?
Geçtiğimiz dönemde SKD Türkiye olarak gerçekleştirdiğimiz projelere değerli üyelerimizin verdiği katkılar, iş dünyasının sürdürülebilirlik konusunu ne kadar önemsediğini gösteriyor. Hem ülkemizin hem de dünyamızın daha sağlıklı bir geleceğe taşınması adına bu vizyon oldukça umut ve cesaret verici. İş dünyası için sürdürülebilir kalkınma amaçlarını iş yapış biçimlerine entegre etmek ve Paris Anlaşmasının koşullarını yerine getirmek kaçınılmaz hale geldi. Pandeminin etkilerinden biri de birçok hükümet, kamu ve özel sektör temsilcisinin işbirliği kurarak ekonomik kalkınma planlarını “Yeşil İyileşme” üzerine kurgulamaya başlaması oldu.
2021’in ilk yarısını SKD Türkiye olarak gerçekleştirdiğimiz faaliyetler açısından değerlendirecek olursak oldukça başarılı geçirdiğimizi söyleyebilirim. Ancak yılın başından bu yana yaşanan doğal felaketleri göz ardı etmek ve dünyanın bize vermeye çalıştığı mesajlara kulaklarımızı kapatmak mümkün değil. SKD Türkiye olarak, Döngüsel Ekonomi, İş Dünyası Plastik Girişimi ve Raporlama konularında bugüne kadar gerçekleştirdiklerimizi daha üst kademelere taşımayı hedefleyerek 2021 yılına başladık. 2021 yılı ana stratejimiz, “Yeşil Dönüşüm” prensipleri doğrultusunda yeni işbirlikleri ve yeni dijital araçlar ile öncü rolümüzü pekiştirecek çalışmalar yapmak. Bu bağlamda tüm çalışma gruplarımızın daha aktif çalışmasını teşvik edecek projeler ortaya koymaya devam ediyoruz. Yeni bir çalışma dönemine girerken, birlikte yürüdüğümüz 77 üyemizle, sürdürülebilir kalkınma hedeflerini iş dünyasının gündeminde en yukarılara taşımak için çalışıyoruz.
Dünya Sürdürülebilir Kalkınma İş Konseyi (WBCSD – World Business Council for Sustainable Development) “Vizyon 2050: Dönüşüm Zamanı” raporunu geçtiğimiz aylarda açıkladı. Raporun öne çıkan başlıkları ve özellikle dikkat çekilen noktalar nelerdi?
Çatı örgütümüz WBCSD tarafından açıklanan “Vizyon 2050: Dönüşüm Zamanı” raporu, küresel ekonomik sistemin, artık yalnızca finansal performansa dayalı değil, insanlar ve gezegen üzerinde yaratılan etkinin de dikkate alınarak değerlendirildiği bir sisteme geçiş yapılması gerektiğini ortaya koyuyor. WBCSD bu konudaki görüşlerini, yalnızca finansal başarıya odaklanmanın gezegenimizde sürdürülemez sonuçlar ortaya çıkmasına neden olduğu gerçeği üzerine kurguluyor. Dönüşüm için iş dünyası, kamu ve tüketici işbirliği ile aksiyon alınması gerektiğini ortaya koyuyor. Çatı örgütümüzün bu vizyonu SKD Türkiye olarak, 2021 yılı ana stratejimiz olan, “Yeşil Dönüşüm” prensipleri doğrultusunda yeni işbirlikleri ve yeni dijital araçlar ile öncü rol edinme hedefimizi pekiştirir nitelikte. 25 Ağustos’ta WBCSD işbirliği ile üyelerimizle birlikte çevrimiçi bir workshop düzenliyoruz. Bu workshopta Vizyon 2050 Raporundan yola çıkarak enerji ve gıda konularında iş dünyasına rehberlik edecek hangi çalışmaları yapmamız gerektiğini ele alacağız.

Türk iş dünyası, global arenada yaşanan sürdürülebilirlik hamlelerine ne ölçüde entegre olabiliyor? Sürdürülebilir bir döngünün var edilmesi noktasında ülkemizdeki farkındalık ve sahiplenme düzeyini nasıl buluyorsunuz?
Sahip olduğumuz tek evimiz dünyanın geleceğini güvence altına alabilmek için, günümüzde karşı karşıya kaldığımız en büyük tehdit iklim krizi. Son bir yılda maalesef gerek dünyada gerekse ülkemizde çok üzüldüğümüz bazı doğal felaketler yaşadık. İzmir depremi, olağanüstü hava olayları, Marmara Denizi’ni saran müsilaj sorunu, Karadeniz’de meydana gelen sel felaketi ve orman yangınları bize doğanın alarm verdiğini gösteriyor. Yaşanan tüm bu çevre olayları, tehlikenin ne kadar büyüdüğünün göstergesi. Ancak sizin de değindiğiniz gibi bu sorunları sadece görmek yeterli değil. Hayatın devamlılığını sağlayabilmek için sorumluluk almalı ve iklim kriziyle kararlılıkla mücadele etmeliyiz. Bu mücadelede iş dünyasına elbette çok büyük bir rol düşüyor. İşdünyasının iklim krizi konusunda hem çevresel hem sosyal alanda sorumluluk alarak çözümün bir parçası olması kaçınılmaz. İnsanlık olarak, her yıl dünyanın bize sunduğu ve bir yıl içinde tüketmemiz gereken doğal kaynaklardan çok daha fazlasını tüketiyoruz. Yani bankacılık terimleriyle söyleyecek olursam, dünyamız her yıl bize belli bir miktar para veriyor, biz bunu harcayıp bir de üstüne yarısı kadar borçlanıyoruz ve bunu neredeyse 50 yıldır yapıyoruz.
Gelecek kuşakların varlığını tehlikeye atmadan, doğal çevreyi merkeze alan kaynak yönetimi yaparak ve atığı sistemden olabildiğince çıkarmaya çalışarak ekonomik büyümenin sağlanması çok kritik bir konu. Bu konuda henüz istenen bilinç ve aksiyon seviyesine ulaşmamış olsak da özellikle Avrupa’daki “Yeşil Dönüşüm” trendinin pandemiyle hız kazanmasının etkileri sayesinde ülkemizde de sorumluluk alan şirketlerin sayısının arttığını görmek bizi memnun ediyor. Örneğin, SKD Türkiye üyelerimizden, Sabancı Holding, Shell Türkiye ve Turkcell 2050, Vodafone 2040, Abdi İbrahim 2030 yılında karbon nötr olma hedeflerini açıkladılar.

TSKB, Türkiye’nin ilk karbon nötr bankası ve karbon nötre geçişi desteklemeye devam edecek. Garanti BBVA ise Bilime Dayalı Hedefler kapsamında hedef veren ilk Türk şirket olmuştu. 2020 sonunda, 2035 için verdiği karbon emisyonlarını %71 azaltma hedefinin çok daha ötesine geçerek karbon nötr banka oldu. Diğer taraftan TÜSİAD ve Global Compact ile birlikte yürüttüğümüz İş Dünyası Plastik Girişimi projesinde de önemli bir dönüm noktasına gelmiş bulunuyoruz. 34 imzacı şirket plastik azaltımı taahhütlerini bildirdiler. Eylül ayında gerçekleştirmeyi planladığımız bir lansmanla bu taahhütleri kamuoyu ile paylaşacağız. Ülkemizde öncülüğünü yaptığımız döngüsel ekonomi dönüşümü de artık kıymetli sonuçlar doğurmaya başladı. 2016 yılından beri EBRD desteği ile yürüttüğümüz ve geçtiğimiz yıl geniş kapsamlı bir ağ halini alan döngüsel ekonomi platformu, 24 farklı sektörden 170 üyeye ulaştı. Platformda gerçekleştirilen işlemler sayesinde 1 milyon 750 bin euro değere karşılık gelen 13 bin tondan fazla malzemenin geri kazanılması sağlandı. Eylül ayında AFD hibesi ve KPMG işbirliği ile Türkiye’nin döngüsel ekonomi potansiyelini ortaya koyan bir rapor yayınlayacağız. SKD Türkiye olarak, 16 yıldır iş dünyasına bu yolda rehberlik ediyoruz. Gelecekte de üstümüze düşeni yapmaya ve bu konuda tüm kaynaklarımızı sunacağımız her türlü işbirliğine açığız.
Hızla büyüyen iklim krizi ve biyolojik çeşitliliğin azalması gibi sorunlar karşısında hem yerelde hem de global ölçekte ivedilikle atılması gereken adımlar sizce nelerdir? Sürdürülebilirlik alanında topyekûn bir başarının inşa edilmesi için iş dünyasına, kamu kuruluşlarına ve bireylere ne tür görevler düşüyor?
Hâlâ içerisinde bulunduğumuz pandemi dönemiyle birlikte birçok hükümet, kamu ve özel sektör ile işbirliği kurarak ekonomik kalkınma planlarını “Yeşil İyileşme” üzerine kurgulamaya başladı. 2060 yılına kadar karbon nötr olmayı hedefleyen Çin ve Biden’ın göreve gelmesinin hemen ardından Paris Anlaşması’nı yeniden imzalayan Amerika Birleşik Devletleri ve “Yeşil Mutabakatı” yol haritası olarak belirleyen Avrupa, global güçlerin bu konuda ne denli kararlı olduğunu ve bu uğurda ne gibi aksiyonlar alınması gerektiğinin en büyük göstergesi oldular. AB bu kapsamda 14 Temmuz’da, 2050 yılında karbon nötr kıta olma hedefiyle Fitfor55 başlığıyla kapsamlı bir dizi öneri paketi sunarak somut bir adım attı. Türkiye de AB Yeşil Mutabakatına uyum için daha somut adımlar atmaya başladı. Cumhurbaşkanımız, Yeşil Mutabakat Eylem Planı’nın yayınlandığının ve sürecin kurulan Yeşil Mutabakat Çalışma Grubu ile koordine edileceğinin müjdesini verdi. Öncelikle kaynak verimliliği araştırmaları, atık suların yeniden kullanımı, eko-tasarım ve enerji etiketlemesi mevzuatlarına uyum çerçevesinde çalışmalar yürütülmesi, 2022 yılında ise Türkiye’nin döngüsel ekonomi eylem planın açıklanması hedefleniyor. Aralık 2020’de, Sıfır Atık Projesini ileriye taşıması beklenen Çevre Ajansı kuruldu. Dahası, Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum, 2021 yılında bir İklim Kanununun çıkabileceğinin sinyallerini verdi. Kurum, şubat ayında Türkiye’nin 7 bölgesine dair “Bölgesel İklim Değişikliği Eylem Planı” hazırladıklarını dile getirdi. Ayrıca, tüm kurumların, sera gazı emisyonlarının azaltımına ve iklim değişikliğine uyum sağlamasına yönelik 2050 Ulusal İklim Değişikliği Stratejisi ve Eylem Planı’nı uygulamaya koyacaklarını belirtti. Hükümetler pandemi sonrası kurtarma paketlerini de yeşil ve dijital geçişe yardımcı olacak şekilde tasarladılar. Yeşil ve dijital dönüşüme geçiş için AB Parlamentosu 312,5 milyar euroluk hibe ve 360 milyar euroluk krediden oluşan bir kurtarma paketi açıkladı. Bu paket bugüne kadar geliştirilmiş en büyük AB programı olan 750 milyar euroluk Yeni Nesil AB Kurtarma Planının %37’sini oluşturuyor. Cumhurbaşkanımız mart ayında, ekonomi reform paketini açıklarken, yeşil tahvil ihraçlarının teşvik edileceğine değindi. Gezegenimizin sınırları dâhilinde refah içinde yaşayabilmemiz için tüm kurumların işbirliği içerisinde harekete geçmeleri gerekiyor. Bunun için ortak bir vizyona ve sistem değişikliğine ihtiyacımız var. Türkiye’nin de bu yolda ilerleyeceğine ve daha güçlü adımlar atacağına inancım tam.

SKD Türkiye bundan sonrası için nasıl bir yol haritasıyla ilerleyecek? Yakın, orta ve uzun dönem hedeflerinizde neler var?
10 yıl sonra iş dünyasının bugünkünden farklı olacağı kesin. Temellerini bugüne dek yaptığımız çalışmalarla başlattığımız bu dönüşüm, yeni dönemimizde güçlenecek. Bizlerin bugün hayata geçirdiği projeler ve aldığımız kararlar önümüzdeki 10 yılı şekillendirecek. Türkiye Döngüsel Ekonomi Platformu, İş Dünyası Plastik Girişimi ve Raporlamanın önemi konularında bugüne kadar çok önemli gelişmeler kaydettik, önümüzdeki dönemde de şu ana kadar gerçekleştirdiklerimizi daha üst kademelere taşımayı hedefliyoruz. Özellikle 2020 yılından bu yana ivme kazandırdığımız iki projemiz olan Türkiye Döngüsel Ekonomi Platformu ve İş Dünyası Plastik Girişimi (İPG) hakkında detaylı bilgi vermek isterim. 2016 yılından bu yana EBRD işbirliği ile hayata geçirdiğimiz Türkiye Materials Marketplace projesi kapsamında gerçekleştirdiğimiz döngüsel ekonomi çalışmalarını Türkiye Döngüsel Ekonomi Platformu (TDEP) adını verdiğimiz bir çatı altında birleştirdik. Platformun şu an 24 farklı sektörden 170 üyesi bulunuyor. Platform, 110’dan fazla sektörel uzman ve danışmandan oluşan bir havuz aracılığıyla şirketlerin, malzemeleri yeniden en iyi şekilde kullanabilmelerine ve israfı önlemelerine destek olmak için teknik destek ve uzmanlık da sağlıyor. Bugüne kadar toplamda 600 bin euroluk bir bütçeyle yaklaşık 30 şirket teknik destek için hibeden faydalandı. 2021 başında seçilen 8 firma da toplam 200 bin euroluk teknik destekten faydalanmak üzere projelere başladı. Ayrıca platformda gerçekleştirilen işlemler sayesinde 1 milyon 750 bin euro değere karşılık gelen 13 bin tona yakın malzemenin geri kazanılması sağlandı. Geçtiğimiz şubat ayında VII. Sürdürülebilir Finans Forumunu düzenledik ve burada EBRD işbirliği ile “Türkiye’de Düşük Karbonlu ve Döngüsel Bir Ekonomik Toparlanma için “İş Birliği Çağrısı” gerçekleştirdik.

Mart ayında, Hedefler için İş Dünyası Platformu (B4G) ve DCube işbirliğiyle Türkiye’nin ilk Döngüsel Ekonomi Haftasını düzenledik. Bundan böyle geleneksel hale getirmeyi planladığımız bu etkinlik sayesinde, her yıl mart ayının ilk haftası, Türkiye’de SKD Türkiye’nin liderliğinde döngüsel ekonominin konuşulduğu bir hafta olacak. Diğer taraftan, Kasım 2019’da Global Compact Türkiye ve TÜSİAD işbirliğinde plastik kirliliği ile mücadeleyi bir adım öteye taşımayı hedefleyerek, İş Dünyası Plastik Girişimi (İPG)’ni kurduk. Girişim kapsamında şirketleri imzacı olmaya ve 2021 yılı mart sonuna kadar plastik taahhütlerini belirleyerek kamuoyu ile paylaşmaya davet ettik. Şu anda 50 imzacısı bulunan girişime gittikçe artan ilgi bizleri memnun ediyor. SKD Türkiye olarak taahhüt veren imzacılara yol gösterici olması amacıyla, 4 aylık titiz bir çalışma sonucunda Plastik Taahhütleri Rehberini hazırladık. Rehber ve yol haritalarının dijitalleştirildiği araç olan İPG Tool, ülkemizde uluslararası vizyona uygun hazırlanmış ilk çalışmalar. 31 Mart 2021 itibarıyla 34 şirket, İPG Tool’u kullanarak 2023’e kadar gerçekleştirmek üzere plastik azaltım taahhütlerini verdiler. Orta ve uzun vadeli planlarımızda bu projeleri sürdürmek ve fark yaratacak yeni projelere liderlik etmek olduğunu söyleyebilirim.








